Gerçek Alice'in anlatılmayan hayatı
Çoğu okuyucu için Alice, sadece konuşan hayvanlar ve imkansız olaylarla dolu "saçma" bir masal... Ancak derinine bakıldığında bu renkli dünyanın arkasında; gelişimsel krizlerin, bilişsel çatışmaların ve ‘özne’ olmanın getirdiği o tekinsiz boşluğu görmek mümkün. Carroll’ın matematikçi zihniyle ördüğü bu evren, aslında çocukluktan yetişkinliğe geçişin evrensel sancılarını yansıtan devasa bir psikolojik çerçeve...
Romanın hikayesi 4 Temmuz 1862'de başladı.
Lewis Carroll -gerçek adıyla Charles Lutwidge Dodgson-, Oxford'da çıktığı bir tekne gezisinde çalıştığı Oxford Üniversitesi’nin dekanı Henry Liddell’in kızlarına doğaçlama bir masal anlatıyordu. Beyaz Tavşan'ın peşine düşen küçük bir kızın hikayesi, yolculuk boyunca şekillendi.
Kardeşlerden biri, Carroll'dan bunu mutlaka yazmasını istedi. Carroll bu isteği geri çevirmedi; önce el yazmasını hazırladı, ardından 1865 yılında Alice Harikalar Diyarında adıyla yayımlandı.
Edebiyat tarihinin en etkili eserlerinden biri kabul edilen romanın ilk adımı, işte o yaz günü atıldı.
Bunu yazmasını isteyen o kızın adı Alice Liddell idi.
Peki, kimdi bu Alice…
Viktorya dönemi İngiltere'sinin seçkin akademik çevresinde büyüyen Alice Pleasance Liddell, merakı, inatçılığı ve bitmek bilmeyen sorularıyla çevresindekilerin dikkatini çeken bir çocuktu. Lewis Carroll'ın objektifine defalarca poz verdi; bu fotoğraflar Viktorya döneminin çocukluklarını da belgeleyen en önemli görsel arşivlerden biri kabul ediliyor.
Yıllar sonra bu kez fotoğraf sanatının öncülerinden Julia Margaret Cameron'ın objektifi karşısına geçti. Cameron, Alice'i Pomona, Alethea ve Ceres gibi mitolojik figürler olarak fotoğrafladı; ortaya çıkan portreler İngiltere’de bulunan Victoria and Albert........
