Bir çocuk oyunu nasıl katliama dönüştü: Modern korkunun tanıdık bir damarı
İskandinav polisiyeleri neden bu kadar ilgi çekiyor?
Onları farklı yapan şey yalnızca karanlık olmaları değil; o karanlığı gösterme biçimleri. Çünkü risk almaktan korkmuyorlar. Kahramanlarını tüm zayıflıklarıyla, bir dizi karakteri gibi değil, sıradan, hataları olan ölümlü bir insan gibi işliyorlar. Yeri geliyor en önemli karakterini seyirci karşısında küçük düşürüyor, güven duygusunu bozabiliyor, dümeni bir anda kendi üzerine kırabiliyor. Ve bunu yaparken de “bakın şimdi büyük bir ters köşe geliyor” diye bağırmıyor. En sert yumruğu bile gündelik hayatın sıradanlığı içinde atıyor.
5 yıl aradan sonra ikinci sezonuya Netflix’de izleyiciyle buluşan The Chestnut Man de (Kestane Adam) tam olarak bunu yapıyor. The Killing’in yaratıcısı olarak tanınan Søren Sveistrup’un bir başka romanından uyarlanan yapımın yeni sezonu 6 bölümden oluşan
bağımsız bir devam dizisi. Danica Curcic (Naia Thulin) ve Mikkel Boe Følsgaard (Mark Hess) yine başrolleri paylaşırken onlara Sofie Gråbøl, Katinka Laerke Petersen, Liva Forsberg, Anders Hove ve Özlem Sağlanmak eşlik ediyor. Yönetmen koltuğunda ise Roni Ezra ile Milad Alami oturuyor.
ÖĞRETMENİN ANLATTIĞI DOĞA DERSİ VE ÇOCUKLARIN OYUNU
Dizinin açılış sekansında 1992 yılına, ormanda yapılan bir çocuk gezisine gidiyoruz. Çocuklar bir guguk kuşunun başka bir kuşun yuvasına bıraktığı yumurtaları nasıl acımasızca dışarı ittiğini izliyor. Öğretmenin anlattığı bu “doğa dersi”, kısa süre sonra çocuklar arasında bir oyuna evriliyor: saklambaç. Ama oyunun masumiyeti uzun sürmüyor. Ormanın derinliklerinde bulunan bir cesetle herkesin kaderi baştan yazılıyor.
MODERN KORKUNUN ÇOK TANIDIK BİR DAMARI
Sonra günümüze geliyoruz. Bu kez merkezde, aylar boyunca dijital olarak takip edilen bir........
