Deniz Göktaş’ın suçu
Şu önemli ayrıntı çoğu tartışmada gözden kaçıyor:
Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma ve verilen tutuklama kararı, yalnızca mizah ya da ifade özgürlüğü tartışması değildir.
Asıl mesele, yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun nasıl yorumlandığıdır.
Bugün yürürlükte bulunan TCK 216’nın hem 1’inci hem de 3’üncü fıkrası, cezalandırma için ortak ölçüt öngörüyor:
-Fiilin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike yaratması.
İtibariyle hukuk açısından ilk soru şu:
Tartışılan sözler gerçekten kamu güvenliği bakımından açık bir tehlike doğurdu mu?
Kamu barışını bozacak somut bir ortam oluştu mu?
Sokaklar mı karıştı, toplum kesimleri arasında çatışma riski mi ortaya çıktı?
Yoksa, yasanın aradığı bu temel ölçütler geri planda bırakılarak, sadece dini değerlerin incinmesi üzerinden mi hukuki değerlendirme yapıldı?
Bu soru bizi ister istemez iki yüz yıllık ceza hukuku tarihine götürüyor. Çünkü, bugün tartışılan yalnızca Deniz Göktaş’ın mizahı değildir. Osmanlı’nın kutsalı koruyan hukuk anlayışından Tanzimat’ın Napolyon etkisindeki ceza kanununa, Cumhuriyet’in laik hukuk reformuna, 1987 değişikliğine ve Avrupa Birliği uyum sürecinde kabul edilen 2005 Türk Ceza Kanunu’na uzanan uzun dönüşümün bugün nasıl yorumlandığıdır…
Osmanlı’da korunan değer doğrudan kutsaldı. Din yalnızca bireysel inanç değil, devlet düzeninin de temel dayanaklarından biriydi.
Osmanlı’nın benimsediği Hanefi fıkhında/hukukunda........
