Bir numara gerçeği kanıtlar mı? ID savaşı!
Bugün Türkiye’de çok kritik bir tartışmanın ortasındayız…
Bir iddia, bir de yalanlama var… Ve bu tartışmanın merkezinde ise tek bir şey:
Bir numara… Bir ID numarası…
Peki bu bir tek numara gerçeğin kanıtı mı, yoksa modern çağın en tehlikeli yanılsamalarından biri mi?..
Eskiden bir belge gösterilir, imza aranır, resmi kayıt sorulurdu…
Şimdi bir numara veriliyor ve deniyor ki: “Git sorgula… Doğruysa zaten görürsün...”
İşte tam burada çok kritik bir kırılma yaşıyoruz.
Canlarım, bir ID numarası iki şey olabilir:
Gerçek bir kayda ait anahtar, gerçek gibi görünen bir manipülasyon aracı…
Ve sorun şu: dışarıdan bakarak bunu ayırt etmek neredeyse imkânsız…
Bir iddianın sahibi bir siyasetçi çıkıyor ve: “ID Numarası verdim, isteyen girsin baksın” diyor...
Bu ne demektir ki: “Ben iddiamı ispat etmiyorum, doğrulama yükünü sana bırakıyorum...”
Özgür Bey bir yanda kendi belediye başkanı suçlandığında haklı olarak itiraz ediyor… Haklı olarak ortalığı ayağa kaldırıyor ama diğer yanda…
Kendi belediye başkanına yapılan haksızlığın aynısını Adalet Bakanı’na yapıyor...
İddia sahibi kendisi, ispatlamak yükümlülüğü de ona ait...
Bu, modern siyasetin en tehlikeli dönüşümlerinden biridir…
Çünkü bu yöntem: iddia sahibini değil toplumu dedektif olmaya zorlar ama burada çok daha derin bir mesele var: Devlet verisinin güvenilirliği meselesi…
Eğer bir ID numarası gerçekten sistemde sorgulanabiliyorsa: bu çok büyük bir skandaldır…
Eğer sorgulanamıyorsa ama öyleymiş gibi sunuluyorsa: bu da çok büyük bir manipülasyondur…
Yani iki durumda da mesele büyüktür…
Adalet Bakanı diyor ki: “Belgeler sahte...”
CHP lideri diyor ki: “Numarayı giren görür…”
“Devletin dijital kayıtlarına kim, nasıl, hangi yetkiyle erişebiliyor?”
Eğer bu sistem: herkesin erişebileceği kadar açıksa, güvenlik sorunu…
Hiç kimsenin doğrulayamayacağı kadar kapalıysa, şeffaflık sorunu var…
Demek ki sorun sadece bir siyasetçi değil… Sorun sistemin kendisi...
Bakın çok net söylüyorum: Bir ülkede gerçek, mahkeme kararlarıyla değil Tweetlerle, PDF’lerle
“ID numarası” iddialarıyla tartışılıyorsa… Orada kriz sadece siyasi değil, epistemolojik bir krizdir.
Yani: “doğruyu nasıl bileceğiz?” krizi…
Canlarım, en tehlikeli şey yalan değildir… En tehlikeli şey: doğru ile yalanın ayırt edilememesidir…
Çünkü o noktada toplum, parçalanır...
Sözümün özü canlarım: bugün, bu taşınmazların kime ait olduğunu değil ülkemizde gerçeğin nasıl kanıtlanacağını tartışmalıyız… Eğer bunun cevabını kaybedersek… Hiçbir şeyi kazanamayız….
Eğer bir ülkede gerçek, bir numaraya indirgenmişse… O ülkede adalet de, siyaset de artık rakamlardan ibarettir…
