Hatay’ın Bitmeyen 6 Şubat’ı
“‘Depremin ilk anlarından itibaren milletimizin yanındayız’ üç yıldır en ağrıma giden bu cümle olmuştur.”
Birazdan bu sözlerin kime ait olduğunu, hangi şahitlik ve hissiyat ile kurulduğunu okuyacaksınız. Öncesinde hatırlayalım.
3 yıl bitiyor; büyük deprem felaketinde çok canımız yandı.
Kentler yerle bir oldu; hayatlar soldu.
Hâlâ cenazesine ulaşılamayanlar var.
Depremin hemen ardından merkez üssü Kahramanmaraş’a giden gazetecilerdendim; popülist bir yaklaşım ile yazmıyorum asla ama hâlâ zaman zaman bir anda orada gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım; yaşadıkları, yaşayamadıkları, koca bir kenti saran cenaze kokusu gelir aklıma, burnumun direği sızlar.
Çok zordu yaşananlar; depremzedeler kayıplarının ardından güçlük ile hayatta kaldı, bir yanları o enkaza gömüldü…
Şahidim.
O kadar soğuktu ki, o soğuk dahi işlemedi felaketi yaşayanlara.
Güzel insanlar acıda birleşti. Halk elinden geleni yaptı. Benim de görevim bitti, uçağa bindim ve o uçak havalanırken düşündüm; yalnız kalacaklar. Bir vakit sonra unutulacaklar…
Enkaz altındaki kızının elini hiç bırakmayan o baba… Nasıl unuturuz?
Peki ya “enkaz bebek”?
Hatırladınız mı?
Anne babası öldü, ekipler onu sağ çıkardı; adına da -enkaz bebek- dendi.
Yol kenarlarına sevdiklerinin cenazelerini koyan ve köpekler saldırmasın diye nöbet tutanlar. Anne babasının uzvunu bulmak için elleri ile taşı toprağı kazanlar…
Depremin vurduğu her kent ağır darbe aldı ama; Hatay hâlâ ayağa kalkamadı.
“Normalleşme” deniyor. Normal nedir?
Konteynerde büyüyen çocuk mu normal?
Bir gecede her şeyini kaybedip, üç yılın sonunda hâlâ yerine koyamayan insan mı?
O gün yardımlar geç geldi diye konuşuyorduk. Bugün adalet geç geliyor.
O gün koordinasyonsuzluk vardı. Bugün belirsizlik var.
O gün “devlet nerede?” diye soruluyordu. Bugün “devlet bizi hatırlıyor mu?” diye soruluyor.
Enkaz kaldırıldı, evet. Ama travmalar duruyor.
Hatay sadece bir şehir değil; bir kültür, bir hafıza, bir birlikte yaşama biçimiydi.
O hafıza da ağır hasar aldı.
Dördüncü yıla girilirken durum ne? Depremde evi yıkılan, akrabalarını, dostlarını kaybeden, cenazelerinin başında günlerce ağlamamaya çalışarak gazetecilik yapan sevgili dostum Gülnur Saydam ile konuştuk. Gülnur Hataylı.........
