Emekli Mesaide, Kurt Büyükanneyi Yedi!
Ama içinde koca bir hikâye var.
Emeklinin pazara giderken yaptığı hesap var.
Kasada ürünlerden birini sessizce geri bırakması var.
Eczanede ilaç fiyatını görünce “Bunu gelecek ay alsam olmaz mı?” diye düşünmesi var.
Ayın daha başında cüzdanını açıp kalan parayı sayması var.
Çocuğundan, torunundan destek istemeye utanması var.
Yıllarca çalışmış olmasına rağmen hâlâ mücadele etmek zorunda oluşu var.
O yüzden “Geçinemiyoruz” slogan değil.
Yazanı da okuyanı da tekmeleyen, yumruklayan; buz gibi gerçek, mutfak masasında her gün yeniden kurulan hesap.
Emekli eylemlerindeki dövizlere, pankartlara bakıyorum.
Aslında pankartlara değil, arkasındaki hayatlara bakmak gerekiyor.
“Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz.”
“Emekliyiz, dilenci değiliz.”
Rakamlar ve raporlar da bu cümleleri doğruluyor.
Ülkede 17 milyon emekli var.
6 milyonu, en düşük aylık olan 23 bin 552 lira alıyor.
Hem açlık hem yoksulluk sınırının çok altında.
2026’nın başında en düşük emekli aylığı 20 bin liraydı.
Temmuz ayında 23 bin 552 liraya çıkarıldı.
Kâğıt üzerinde bakınca artış var.
Ama yeni yıldan bugüne emekli maaşındaki alım gücü kaybı 5 bin lira.
Peki, evdeki hesap çarşıya tam olarak nerede uymuyor?
Mesela en büyük artış markette yaşanıyor.
Kirada, elektrik, su ve doğalgaz faturalarında; eczanede, berberde, bir ayakkabı mağazasında yaşanıyor.
Maaş rakamı büyüyor ama alım gücü düşüyor.
Seçeneklerini kaybediyor emekli.
Et alamıyorsa tavuk alıyor.
Tavuk da pahalıysa bakliyata dönüyor.
Markette domatesin kilosuna bakıyor.
“Başka yerde daha ucuzdur.” diyor.
Arıyor, o başka yeri buluyor, bakıyor; etiket aynı.
Sonra elindeki poşet dolmadan eve dönüyor.
Hikâye tadında yazdığıma bakmayın, masal değil bu.
İşte enflasyonun fotoğrafı da bu; burada!
İstatistik tablosunda değil.
Eve götürülemeyen kıymada, tavukta,........
