Hem gazeteci hem foncu…
Yıllar önce gazetelerin gazete olduğu, yayın yönetiminde yer aldığım Sabah gazetesinin 1 milyon günlük satışa ulaştığı günlerdi.
Kamuoyunda ‘medya savaşları’ olarak algılanan çok çetin bir kavganın içindeydik.
Çünkü o tarihte büyük tirajı ve izleyicisi olan gazete ve televizyonların Sabah ve ATV hariç hepsinin sahipleri aynı zamanda banka sahibiydiler.
Biz ise bankacılık ile medyanın bir arada olamayacağını çünkü bunun büyük bir çıkar sorunu yaratacağını savunuyorduk.
Şöyle bir örnek vereyim:
Hükümetin devalüasyon kararını önceden öğrenmek gazeteci için büyük bir haberdir ve hiç vakit yitirmeden bunu haber yapar.
Buna karşı bu konu banka için bir sırdır ve karar açıklanıncaya kadar bu bilgiyi kullanarak gerekli önlemlerini alır.
Sadece bu örnek bile bir kişinin hem medya hem de banka sahibi olamayacağının bir kanıtıdır.
Son fon olayında bakıyoruz bazı gazetelerde yazan ya da televizyonda yatırım yorumları yapanların aynı zamanda soruşturma açılan yatırım fonlarında yönetici olduğunu gördük.
Aslına bakarsanız 1990’ların sonunda yaşanan banka krizlerinden sonra medya etiği üzerinde çalışmalar yapılmış ve bu tür çift şapkalı çalışmaların önüne geçilmeye çalışılmıştı.
Ama görüyoruz ki, hele iktidardan yanaysanız bu kural asla uygulanmıyor.
Emre ve Kerem Alkin kardeşlerin hem iktidar yanlısı medyada yorumlar yapması hem de fon yönetiminde olmaları asla kabul edilemez.
Bu nokta bile fon olayının nasıl bir nitelikli dolandırıcılık olduğu ihtimalini........
