Senden geriye kalan
New York Times çok satan yazarın (Colleen Hoover ), kırk beş dile çevrilen, romanından beyaz perdeye aktarılan eser sıcacık, aile, merhamet, aile içi kültürel gelişim, annelik, değerler ve hayaller üzerine dönüyor.
Yönetmen Vanessa Caswill kadın yönetmen ve tüm ekip neredeyse kadınlardan oluşmakta. Ve bu hal tamamı ile yansımış.
Yavru kediyi sahiplendirme işinden itibaren yansımaya başlıyor.
Bir geçmiş, bir gelecek içinde Kenna (Manika Monroe ) bu arada değerli büyüğüm, dostum Atilla Dorsay, sevgili Leman Dorsay’ı ulak yapıp; kulaktan kulağa “Söyle istersen deyip. Film sırasında hafif yana doğru eğilerek: Kenna’yı fiziken bana benzettiğini” söylüyor.
Kaderi de sonunda öyle olacaksa, bence mahsuru yok ama ben yine de daha önce ki yorumunda yazdığı, Barbie –Margot Robbie’ye benzetilmeyi tercih ederim. Çünkü çok beğendiğim bir yetenek, oyuncu. Üstelik bir değerli dostum yine Sadi Çilingir’de bu benzetmeyi geçtiğimiz günlerde Uğultulu Tepeler filmi ardından, “Siz, Margot ile aynı familyadansınız, herhalde” diyerek teyit etmişken.
İkide iki anlayacağınız.
Neyse şaka bir yana her zaman kendin olmak hep en iyisidir.
Herkes kendi yolunda. Kenna’da bütün ızdıraplı hayat yolculuğunu, otoban ile açar ve hayatında engel ve yeniden dönüm noktası olacak, bir mezar lahitti (Hristiyanlıkta olduğu için mezar başında ki tahta haç )söktüğü gibi savulun ben geliyorum, der.
Ne derdi olduğunu, tıpkı kitap okur gibi okudukça anlatır film. Bence çok da iyi yapar. Karşılıklı diyaloglar. İlk aşk, aşkın o unuttuğumuz........
