menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KÜRESEL KÜFRÜ DE VURURLAR BİR GÜN

8 0
18.03.2026

KÜRESEL KÜFRÜ DE VURURLAR BİR GÜN

Mete Han, Çinlilerle yapacağı savaşın hazırlıklarını yapar ve ordusunu savaş meydanında, Çin ordusunun karşısında uygun bir konumda konuşlandırır. Savaş ertesi sabah başlayacaktır. Mete Han yanında veziriyle birlikte, Çin ordusunun konumunu görmek için yüksek bir tepeye çıkar. Çin ordusu Mete Han’ın ordusundan kat be kat fazladır.

Devasa kalabalıktaki Çin ordusunu gören vezir telaşlanır ve Mete Han’a:

“Hakanım, bu kadar kalabalık bir orduyla nasıl başa çıkacağımızı mı düşünüyorsunuz?” diye sorar. Mete Han gözleri Çin ordusunun üstünde cevap verir:

“Hayır. Bu kadar Çinliyi nereye gömeceğimi düşünüyorum.” diyerek cevap verir. Zira kafasında kaybetmeye dair bir kavram yoktur.

Sultan Alparslan Malazgirt Ovasında ilerlerken, ileri giden öncü keşif birlikleri atlarının üstünde telaşla koşarak gelmektedir. Sultan Alparslan’a:

“Sultanım, iki yüz bin kişilik Bizans ordusu bize doğru geliyor.” diye haber getiriler. Sultan Alparslan gayet sakin ve sükûnetle:

“Ne yapalım, bizde onlara doğru gidiyoruz.” diyerek cevap verir. Zira Alparslan’ın kafasında da kaybetmeye dair bir kavram yoktur.

İki örnekten ilki, İslam ile müşerref olmamış, ama kararlılığının ve kendine güvenin insanda nasıl bir ruh halini yansıttığını gösterir. İkincisi ise İslam ile müşerref olmuş ve imanın insanı nasıl bir ruh haline taşıdığını gösterir. Kaybetmek ve kazanmak kavramlarının, hangi değerlerle tanımlandığını bize izah eder.

Tarih bilenler bilir ki, istisnai birkaç zaman dışında İslam Tarihi boyunca kâfirlerle yapılan hiçbir savaşta, Müslümanların orduları, nefer bakımından kâfirlerinkinden kalabalık, silah ve teçhizat bakımından da kâfirlerden üstün olmamıştır. Buna rağmen Müslümanlar, karşılarındaki düşmanın kalabalık olmasından, silah ve teçhizatça bakımından üstünlüğünden korkmamıştır. Zira Müslümanların zihninde kazanmak ve kaybetmek kavramları, kâfirlerin düşüncesinde olandan farklıdır.

Yakın tarih diliminde gördük ki Afganistan’da, Çeçenistan’da ve daha henüz savaşın sürmekte olduğu Gazze’de, bir avuç Müslüman, dünyanın en kalabalık ve teçhizat, teknoloji olarak en donanımlı orduları karşısında pes etmemiştir. Pes etmediği gibi, düşmanlarına galebe çalmayı da başarmıştır.

Şimdi İran’da aynı senaryo tekrarlanıyor. Küresel küfrün, küresel emperyalizmin işleticisi, büyük şeytan ve onun destekçileri, bütün teknolojik silahlarıyla, var güçleriyle Müslümanlara saldırıyor. Hem de hiçbir ayrım yapmadan, çocuk kadın demeden katliam yapıyor. Ve İran da buna direniyor.

Tüm dünyaya racon kesen Küresel küfrün temsilcisi, emperyalizmin işleticisi büyük şeytan, köşeye sıkışmış durumda. Yüzen şehirler gibi denizde ilerleyen gemileriyle, ağır bombardıman uçaklarıyla, kıtalararası füzeleriyle, durmadan Müslümanların üzerine ölüm kusuyor. Fakat direnişin karşısında ise çaresiz kalıyor.

Küresel küfrün bölgedeki işbirlikçi rejimlerinden birisi bile, ucundan kıyısında destek oluverse, bir gün değil, bir saat bile bölgede duramayacaklar. Bir de ihanetin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Büyük şeytan bütün Hıristiyan dünyayı kendisine yardıma çağırdığı ama hiçbiri kendisine arka çıkmadığı halde, bölgedeki işbirlikçileri sözde Müslüman liderler ise, büyük şeytana nasıl yardım edeceklerini bilemiyorlar.

Ama bilmiyorlar ki, küresel küfür, büyük şeytan da vurulur bir gün ki vurulduğunu da görmekteyiz, elhamdülillah. Zulümle dünyaya egemen olmaya çalışan zalimlerin de ve onların yardakçılarının da sonu gelmek üzere inşallah. Bir sübyancı çetenin dünyaya hakim olması, ne siyasal, ne teolojik, ne sosyolojik, ne hukuki ne içtimai ne de insani olarak mümkün değildir. Bunu da dünya insanlığı görecek inşallah.

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber