BİR DEĞER OLARAK KANAATKÂRLIK
BİR DEĞER OLARAK KANAATKÂRLIK
Modern dünyanın tüketim odaklı yapısının insanları sürekli daha fazlasına sahip olmaya ve daha çok harcamaya özendirdiği günümüzde kanaatkârlık, insanın sosyal hayatını kolaylaştıran önemli bir değerdir. Her şeyden önce ahlâkî bir meziyet ve insanî bir erdem olan kanaatkârlık, gözü gönlü tok olma, kontrolsüz mal arzusuna ve dünya tutkusuna kapılmadan var olanın kıymetini bilme, tüketimde aşırılıklardan uzak durup dengeyi gözetme gibi anlamlara gelmektedir.
İsrafın önündeki en büyük engel olan kanaatkârlık, elde edilen birikimi çarçur etmeden bilinçli bir şekilde değerlendirebilmektir. Sahip olduklarına kanaat getirip şükretmeyen pek çok insanın ailesiyle sürekli çatıştığı, çevresiyle uyumlu ilişkiler geliştiremediği, meslek hayatında iflas ettiği hatta intihar ederek canından bile olduğu bilinmektedir.
İnsan, fıtratı gereği hep daha iyisini ve daha fazlasını isteyebilir. Ancak bu istek, meşru sınırları aşıp bir ihtirasa dönüştüğünde manevi bir huzursuzluğa neden olabilir. Tüketim odaklı mutluluğun geçici olduğu, kişide hep bir üst basamağa tırmanma arzusu oluşturduğu, bunun mümkün olmaması durumunda ise tatminsizlik duygusunu tetiklediği bilinmektedir. Kanaatkârlık duyusuna sahip olan insanların başkalarının elindekine göz dikmediği, onlarla gereksiz bir rekabete girmediği, yaşam standartlarını birileriyle kıyaslamak yerine, kendi içsel değerlerine odaklandığı görülmektedir.
Kanaatkârlığı bir değer olarak hayatımıza yansıtmamız zihinsel bir dönüşüm gerektirmektedir. Allah’ın verdiği maddi ve manevi imkânlara şükretme, emeğe saygılı olma, sahip olunanın değerini bilme, reklamlar vasıtasıyla dayatılan yapay istekler karşısında nefsi dizginleme oldukça önemlidir.
Kanaatkârlık, İslâm dininin önemsediği bir değerdir. Allah’ın iradesi ve kulun kazanması sonucu elde edildiğine inanılan mal, mülk, mevki ve makam gibi nimetlerden dolayı şımarmamak ve bunların eksikliğine üzülüp isyan etmemek pek çok ayette teşvik edilmektedir.[1] Kanaatkârlığın bitmez tükenmez bir hazine olduğunu belirten Hz. Peygamber, “Kanaatkâr ol ki insanların Allah’a en çok şükredeni olasın”[2] buyurmuştur. Halk arasında sık kullanılan “ayağını yorganına göre uzat”, “aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz” şeklindeki atasözlerinde de kanaatkârlığa dikkat çekilmektedir.
Kanaatkârlık, insanı eşyanın kölesi olmaktan kurtarıp ruhsal özgürlüğe kavuşturan bir duygudur. “Asıl zenginlik gönül zenginliğidir” düsturuyla hareket eden bir insan, dışardan kendisine yansıtılan tüketim kültüründen daha az etkilenmektedir. Şöhretin ve........
