TÜRKÇE MEALLERLE İLGİLİ KISA BİR DEĞERLENDİRME
TÜRKÇE MEALLERLE İLGİLİ KISA BİR DEĞERLENDİRME
Hz. Muhammed (s.a.v.), en son ve evrensel tek peygamberdir. Kendinden önceki hiçbir peygamber evrensel değildir, onlar belirli kavimlere gönderilmişlerdir. Risaleti evrensel olan Resulullah’ın daveti de evrenseldir.[1] Şu hadis Peygamber Efendimizin evrensel olduğuna ve herkesin ona iman etmesinin zorunlu olduğuna delalet etmektedir: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Nasranî olsun, kim ki benim peygamberliğimi duyar da gönderilmiş olduğum risaleti kabul etmezse mutlaka cehennem ehlinden olacaktır.”[2] Hadis bazı rivayetlerde “Bana iman etmezse” şeklinde varit olmuştur.[3] Hz. Muhammed (s.a.v.)’den sonra peygamber de kitap da gelmeyecektir. O’na gelen kitap, Kur’an-ı Kerim her türlü tahriften korunmuş ve kıyamete kadar da korunacaktır. İlahi muhafaza altındadır.[4] Bu kitap hem ibadetlerde tilavet edilmek, hem de hayatın her alanında yaşanmak için gönderilmiştir.
Kur’an’ın gönderiliş amacına bağlı olarak Hz. Peygamber (s.a.v.), Allah Teâlâ’nın Cebrail’e, Cebrail’in de kendisine öğrettiği gibi Kur’an’ı tilavet etmiştir. Bu tilavete taharetle ön hazırlık yapan Resulullah (s.a.v.), değil kelimeleri harfleri bile sayılacak kadar ağır bir okuyuşla okumuştur. Ayetler üzerinde tefekküre dalmış; rahmet ayetlerine gelince Allah Teâlâ’ya isteklerini bildirmiş; gazap ayetlerine gelince de yalnızca ona sığınmıştır. Okuduklarını anlamış, anladıklarını yaşamıştır. Anlayıp yaşadığı güzellikleri insanlarla paylaşmıştır.
Kur’an-ı Kerim’i yaşamaya ayrı bir önem veren Resulullah (s.a.v.), yaşayan bir Kur’an olmuştur. Yaşama sürecinde talimi kurumlaştırmış ve Medine’de Mescid-i Nebi’ye ek olarak dokuz mescid daha açtırmıştır. Her birinin başına “kurrâ sahabilerinden” birisini atamıştır. Bu çerçevede açmış olduğu okullarda hafızlar yetiştirmiş ve hafızlığı Kur’an’ın korumasına vesile bilip devamlı teşvik etmiştir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kur’an eğitiminde sadece okuma değil, anlama ve fıkhetme; içtihad yapmak suretiyle hayatın sorunlarını Kur’an’la çözme ve hayatın hiçbir alanında boşluk bırakmamak ayrı bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, içtihad teşvik görmüştür. Resulullah (s.a.v.) tilavete ek olarak, içtihadi seviyede Kur’an bilen sahabilerini idari görevlerde liyakatleri münasebetiyle daima öncelemiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bizzat kendisi Kur’an’ı anlamada dilin önemine vurgu yapmış ve “Kur’an Arapçasının divanı olan cahiliye şiirini” iyi bilmelerini sahabilerine önemle tavsiye etmiştir. Ayrıca, Kur’an’ı anlamada metodik hatalar yapmamak için usul/yöntemle ilgili önemli açıklamalarda bulunmuştur. Kur’an’ın hidayet için nazil olduğunu belirtip her türlü ön kabullü ve yöntemsiz yaklaşımı eleştirmiştir.
Allah Teâlân’ın kendisine verdiği “tebyin” görevi gereği Kur’an’dan gerektiği kadar ayeti tefsir etmiştir. Kur’an’ın kendisini tefsirinden sonraki en güvenilir ikinci tefsir kaynağı Hz. Peygamber’in sünnetidir. Resulullah’ın sünnetini iyi bilip zapt eden sahabiler aynı zamanda ilk müfessirlerdir. Sözün özü; Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayabilmek için Hz. Peygamberin (s.a.v.) Kur’an’a bakışını ve yaklaşımını iyi bilmek........
