menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TAKİYYE BİR İSLÂMÎ HAREKET FIKHIDIR

13 0
23.04.2026

TAKİYYE BİR İSLÂMÎ HAREKET FIKHIDIR

Mekke döneminde müşrikler, Hz. Peygamber (sav) ve sahabesine her türlü manevi ve fizikî işkenceyi tattırmışlardı. Bireysel anlamda her biri tek başına “ümmet” olan sahabilerden hiç kimse dininden taviz vermemiş ve irtidat etmemiştir. Konuyla ilgili gerekli malumat İslâm tarihi kitaplarından alınabilir. Hatta çocuk denilecek yaşta Müslüman olan, Hz. Peygamber’in (sav) halasının oğlu Zübeyr b. Avvam (ö. 36 / 656) amcası tarafından hasıra sarılmış, hasırın altından ve üstünden dumanlar verilmiştir. Küfre dönmesi için ısrar edilmesine rağmen Zübeyr (ra.) bu çileyi çekmiş ama “Ebediyen küfre dönmeyeceğim.” [1] diyerek imandaki sebatını ortaya koymuştur. Bedenî işkencenin en önemli mağdurlarından Habbab b. Eret (ö. 37 / 657), Hz. Peygamber’e (sav) sızlanıp bu çilelerin bitmesi için dua etmesini istediğinde, kararlı olmanın ve cesaretin en büyük temsilcisi Resulullah (sav), Habbab’a (ra.) şu önemli uyarıyı yapmıştır: “Ey insanlar! Takvalı olun. Sabredin (ve kâfirlere karşı) direnin. Allah’a yemin ederek söylüyorum ki sizden önceki mü’minlerden bir adamın başına demir testere konur ve vücudu ikiye yarılırdı da yine de dininden dönmezdi. Takvalı bir hayat yaşamaya devam edin. Allah (cc) size, San’a’ya kadar ki toprakları fethetmeyi nasip edecektir.” [2] Hz. Peygamber (sav), direnme ruhunu kıracak bir fırsat verseydi, durum daha da vahim olabilirdi. Bütün bunların farkında olan Resulullah (sav), zaman zaman ruhsatla amel etmeye de cevaz vermiştir. Bu durum şu ayette de sabittir: “Her kim iman ettikten (ve İslâm’ın güzelliklerini bizzat yaşadıktan) sonra (yeniden küfre dönerek) Allah’ın dinini inkâr edecek olursa -tabii ki bundan maksat kalbi imanla dopdolu olduğu hâlde, baskı altında inkâr etmiş görünenler değil, tam tersine (imanın coşkusunu tatmış olmasına rağmen) gönlünü (yeniden) inkâra açıp da, (İslâm dışı herhangi bir inanç veya ideolojiyi bilerek ve isteyerek onaylayan) kimselerdir- İşte Allah’ın azabı onların üzerinedir ve onlar için korkunç bir azap vardır.” [3] Demek ki baskı altında bulunan bir Müslüman, öldürülme veya bir uzvunun kesilmesi gibi (ikrah-ı mülcî) hayati bir tehlikeyle yüz yüze geldiğinde -her ne kadar şehadeti göze alıp direnmesi daha faziletli ise de- kendisini kurtarmak için sadece diliyle; tevriyeli sözler kullanarak inkâr edebilir. Buna, imanda ruhsat kullanma denilir. Ammar b. Yasir (ö. 37 / 657) böyle bir ikrahla karşı karşıya gelip bitkin bir vaziyette Hz. Peygamber’in (sav) yanına vardığında Resulullah (sav) ona kalbini nasıl bulduğunu sormuş, O da: “Allah’a ve Resulüne imanla........

© Mir'at Haber