EHLİ BEYTİ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ VE GERÇEKLİĞİ
EHLİ BEYTİ SEVMENİN ÖLÇÜSÜ VE GERÇEKLİĞİ
“Ehli beyt” kavramı iki kelimeden müteşekkildir. Ev ve evin içerisindekiler, sahip anlamına “ehl”dir. Buradan bakılınca, Ehli beyt kavramının içerisine Peygamber Efendimizin ev halkının tamamı dâhildir. Kızları, oğulları, torunları, annelerimiz olan eşleri, damatları ve Müslüman akrabaları ehli beyittendir. Ehli beyti sevmek imandandır. Bir Müslüman onlarla ilgili kötü söz söyleyemez ve haklarında olumsuz yargılarda bulunamaz. Onlarla ilgili kötü söz söyleyebilmek için ya münafık veya kâfir olmak gerekir.[1] Ehli beyit, Müslümanların bilip öğrenmeleri gereken ve sonrada dünyaya bakışlarını hayatlarına katmaları zorunlu olan rol modellerdir. Buna göre; Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve annelerimiz gibi olmadan ve onların yaşadığı gibi İslâm’ı yaşamadan ehli beyit sevgisinden bahsetmek samimi değildir. Çünkü Kur’an onların bulunduğu mekânlarda inmiştir; hâliyle İslâm’ı en iyi anlayan ve yaşayan insanlar da onlardır. Resulullah’ı gören, dinleyen ve amellerine şahit olan bu kimseler hayatımızın referanslarıdırlar. Şunu da hatırımızdan çıkarmamalıyız; ehli beyit tarihi şahsiyetlerdir. Hayatları açıktır. Onların bilinen hayatlarına rağmen sanal ehli beyit üretip altını modern insan tipiyle ve ideolojilerle doldurup insanları batılı hayat tarzına adapte etmeye çalışmak tarihe karşı da saygısızlıktır. Unutmayalım; Hz. Fatıma annemiz (ö:11/632) muhabbet, sadakat, edep, iktisat, zühd, marifet, tevazu, kanaat; Hz. Ali (ö:40/661) ilim, hikmet, şecaat, nezaket, liyakat, paylaşmak ve ahlak; Hz. Hasan (ö: 49/669) samimiyet, ıslah, merhamet, vefa ve şefkat; Hz. Hüseyin (ö: 61/680) zulme ve siyasetin saltanata dönüştürülmesine kıyam, cesaret, şecaat, zalime isyan, ehliyet ve liyakat; Hz. Zeynep (ö: 62/682) kıyamın, cesaretin, sabrın ve zalimlere karşı duruşun onurudur. Resulullah’ın ehli beyti olan Annelerimiz, vahyin hayatlarında ameli hâle geldiği canlı “zikir”lerdir. Ehli beyti seçkin yapan Kur’an’a kayıtsız şartsız tabi olmak, ihsan halinde dinimizi yaşamak ve Hz. Peygamber (s.a.v.) sevgisidir. Sünneti hayat tarzı edinmeleridir. Bu faktörler olmadan ve hayata geçirilmeden ehli beyit sevgisinden bahsedilemez.
Mezhebi çıkışlarla ehli beytin annesi olan Hz. Ayşe’ye dil uzatmak çok çirkin bir davranıştır. Gulat bir sapıklık ve kâfirliktir. Kâfirlerle aynı safta olup Resulullah’a savaş açmaktır. Rabbimiz onu Kur’an ile tebrie ettiği (iffet ve edepte tertemiz olduğunu beyan buyurduğu) için[2] onun iffetine dil uzatan elbette katıksız kâfir olur. Nitekim bu konuda ilk ileri gidenler Abdullah b. Übey ve çevresindeki münafıklar olmuşlardır. Resulullah Efendimiz onların bu iftiralarından dolayı çok üzülmüştür. Esasında münafıklar, İslâm davasının lideri olan Peygamberden hareketle İslâm’ı yok etmeyi hedef almışlardır. Fakat bu kötü emelleri boşa çıkmıştır. Resulullah (s.a.v.), Hz. Aişe annemize yapılan iftiradan dolayı münafıkların reisine ve onun iftirasına katılanlara “kazf/namusa iftira” cezası uygulamıştır.
Hz. Ayşe’ye karşı su-i zan beslemek nasıl ki Resulullah’a karşı saygısızlıksa, onun cennet kokulu torunlarını katlederek ve İslâm dünyasında en büyük cinayeti işleyerek Müslümanları tarifsiz üzüntülere gark edenleri hüsn-ü zanla anmak da Resulullah’ı üzer; ona karşı saygısızlıktır. Tarih içerisinde baştan beri cereyan eden olaylarda Hz. Ali haklıydı ve muarızları hep haksızdı. Hz. Ali’nin muarızlarının haksız olduğuna dair sahih rivayetler vardır. Mesele içtihat meselesi değildir. Çünkü Hz. Ali’nin muhatapları ve muarızları müçtehit değildir. Çünkü karşısındakilerin hiçbirinin ilmi Hz. Ali’ye denk değildi. “Ali haklıydı Muaviye haksız değildi” türünden komik değerlendirmeler yapmak ilim ve insaftan yoksundur. Bu ifadeleri kaydederken esas amacın olaylardan ders alıp bir daha aynı hataları tekrar etmemek olduğunu belirtmek istiyoruz. Elbette onun muarızları konusunda da adaletten ayrılmamamız gerekir. Olaya Müslümanca ve adil bakmak elzemdir. Sövgü dili Müslümanlara yakışmaz.
Ehli beyti katleden Yezit ve hempasına karşın Ehl-i sünnet imamlarının hiç birisinden övücü veya meseleye nötr kalmayı ifade eden bir söz sadır olmamıştır. Hatta İmam Ebu Hanife (rh.a.) hem Emevîlere hem de Abbasilere karşı Ehli beyt imamlarını açıktan desteklemiştir. Onlara karşı olumla ilgili fetvalar yayınlamıştır. “İş başındaki imama/yönetime karşı çıkanlar Ehli sünnet olmaktan çıkarlar” diyenler kendilerini iyi test etsinler. Zalim yönetimlere itaati meşrulaştıran bu yaklaşımın adalet ve insafla bir alakası yoktur. Bugün de aklı başında bir Sünni tarihteki bu zalimlere sempati duyamaz. Yapılan iş Allah’ın lanetini gerektiren bir katliamdır. Bilakis başta İmam Ebu Hanife olmak üzere imamlarımız, Ehl-i beyt imamlarını siyasette de can ve mallarıyla desteklemişlerdir. Konuyla ilgili İmam Ebu Hanife’nin fetvaları çok meşhurdur. İlgilenenler kaynaklara müracaat edebilirler. Hâl böyleyken ve bu konularda onlarca örnek varken Ehl-i sünneti Yezit taraftarı veya onun cinayetine sessiz kalıyor gibi değerlendirmek onlara yapılan en büyük iftiradır. Saygısızlık ve cehalettir. Çünkü Hz. Ali ve Hz. Fatıma, sünnetin özü ve tecessüm ettiği müstesna şahsiyetlerdir. Peygamber efendimizin en çok sevdiği insanlardır. Dolayısıyla onları dışta tutan bir Sünnilik hiçbir zaman olmamıştır.
Unutmamak gerekir ki Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi İslâm yaşanmadan Ehl-i beyt sevgisinden bahsedilemez. Özellikle beş vakit namaz kılmayan, Hacca kasıtlı olarak gitmeyen, oruç başta olmak üzere temsilde Resulullah’ı örnek almayan, sünneti bir hayat tarzı olarak kabul etmeyen, peygamberlikle imameti birbirine karıştıran, bir çok ibadeti batini yoruma tabi tutup buharlaştıran, Kur’an’ın eksiltildiğini iddia edenlerin ve İslâm’ın diğer emirlerini hakkıyla yapmayanların Ehl-i beytle bir bağlantıları yoktur. Ehl-i beyt sahte aidiyeti kabul etmez. Bu bağlamda unutmayalım ki Ehl-i beytle davranışlarını aynileştirmeyen, Muhammedî ahlakla donanmayan bir sevgi sahte ve köksüzdür. Zira Ehl-i beyt hem bir şekil hem de ruh ve aşktır. Ehl-i beyt aynı zamanda tüm zaman ve mekânlardaki zulme başkaldırıdır; kıyam ve isyandır. Zalimlerle hesaplaşmadır. Ateizmle mücadeledir. Tüm ideolojilere reddiyedir. Emperyalizmin oyununa gelmemektir. İcazetli siyasete ucuz oy deposu olmamaktır. Dünya sisteminin sağ veya sol cenahına yerleşip pragmatik ve konjonktürel siyaset üzerinden Ehl-i beyte sevgi konuşmak abesle iştigaldir. Ehl-i beyt; namazdır, zekattır, oruçtur, hacdır, cihaddır, velayettir, sadakattir, tavırdır, aşktır, Resulullah ile hem hâl olmaktır, azimetle vahyi yaşamaktır. Ruhsatlarla oyalanmamaktır. Hayatta Hz. İbrahim gibi olmaktır; herkes sapıtsa bile vahiyle yaşamaktır. Kısacası Hz. Peygamber’in himayesinde ve nezaretinde yetişen Ali (r.a.) gibi olunmadan, onun gibi yaşanmadan, kıyam edilmeden, İslâm için fedakârlık yapılmadan Hz. Ali sevgisinden ve aidiyetten bahsedilemez.
[1] Bk. Nur 24 / 11-23.
[2] Bak: Nur 24/ 11-14.
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
