BİDATLERE KARŞI ZAMANIMIZ ULEMASI NİÇİN UYARI GÖREVİ YAPMADI?
BİDATLERE KARŞI ZAMANIMIZ ULEMASI NİÇİN UYARI GÖREVİ YAPMADI?
Bidat İslâm’a karşı yeni bir dindir, İslâm karşıtlığıdır. Vahye rağmen kurgulanan sapık bir hayat tarzı ve onun ideolojik formudur. Bazen bir irtidattır. Eğer böyle olmasaydı Resulullah (sav) şöyle buyurur muydu? “Allah Teâlâ, bidat sahibi bidatleri terk etmedikçe onun amellerini kabul etmez.”[1] Huzeyfe b. Yemân’dan (ö. 36 / 656) mervî hadis daha da uyarıcıdır: “Allah (cc), bidat sahibi kimselerin ne oruçlarını ne de namaz, sadaka, hac, umre ve cihatlarını; hiçbir amellerini kabul etmez. Bu bidat sahibi kimseler, kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkarlar.”[2] İslâm akaidinde ancak kâfirlerin salih amellerinin karşılıkları yoktur. Bu anlayışla yukarıdaki hadislere bakarsak bidat denilen hayat tarzının İslâm karşıtlığı üzerine bina edildiğini anlarız.
Hadislerden de anlaşılıyor ki bidatler, itikadî ve amelî diye ikiye ayrılır. Özellikle itikadî olanlar İslâm’ın karşısına bozuk bir inanç sistemiyle çıkıyor ve bu sapık anlayışı propaganda yapıyorsa, böyle bir düşüncenin mü’mini olanlar İslâm nazarında kâfirdirler. Bu nedenle Resulullah (sav), onların irtidat ettiklerini ve amellerinin boşa gittiğini bildirmiştir. Hatta onlara karşı tavır almayı bile Hz. Peygamber (sav) emretmiştir: “Kim bir bidat ortaya çıkarır veya bidatçi birini korursa Allah’ın, meleklerinin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun. Allah (cc), böylelerinin hiçbir tasarrufunu kabul etmez…”[3] Nasuh tövbe ile tövbe etmez ve Sünnet’e kâmil anlamda uymazlarsa, onların tövbeleri bile kabul olmaz.[4] Bu ve benzeri nebevî açıklamalar bizim bidatin hasene şeklindeki taksimatına karşı çıkmamızın asıl nedenidir. Bu önemli ve tavzih edici açıklamalara karşılık bidatin hasene diye isim almasına medar olacak sahih ve sağlam rivayetler de yoktur.
Bidat sahibi sapıkların meclisinde oturmayı Yüce Allah (şu ayette belirttiği gibi) yasaklamıştır: “(Ey Müslümanlar!) Ayetlerimiz hakkında (çirkin ve alaycı ifadelerle konuşmaya) dalan kimselerle karşılaştığın zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar, (şayet bir zorlama söz konusu değilse) onların yanında durma. Eğer şeytan (yapman gerekeni) sana unutturacak olursa (bu uyarıyı) hatırlar hatırlamaz, o zalim topluluk ile birlikte oturma (onların meclisini derhâl terk et).”[5] Bu ve benzeri ayetlerden, Resulullah’ın (sav), bidat ehlini yeren hadislerinden yola çıkan selef âlimleri onlarla oturmaktan mü’minleri sakındırmışlardır. Hatta bu ayetin tefsiriyle alakalı bazı hareket lideri âlimler bidatlerin egemen olmadığı bir darü’l-İslâm kurmaya istişhad bile etmişlerdir. Öyle ki günahları aleni olarak işleyip de tövbe etmeyen kimselere selamı terk etmenin farz-ı kifaye olduğunu söylemişlerdir. İmam Ahmed b. Hanbel (ö. 241 / 855); “Eğer bir mü’min, bidat ehli birine selam verirse onu seviyor demektir” diyerek onlara karşı tavırlı olmayı önermiştir.[6] İmam Kuşeyrî (ö. 465 / 1072) de konuyla ilgili şu beyanda bulunmuştur: “Kim dininden sapan bir kimseye yakınlık gösterir veya akidesinde bidatçi olan birine yağcılık yaparsa; Allah (cc) o kimsenin kalbinden tevhidin nurunu alır ve yaptığının neticesini yakında görür.”[7] Bu........
