menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ali Bulaça Reddiye!

15 0
08.04.2026

İSRAİL/ABD ve İRAN SAVAŞI BAĞLAMINDA “ALİ BULAÇ’IN” ARGÜMANLARININ TENKİDİ

İsrail/ABD (Siyonist cephe) ile İran savaşı hakkında en son söyleyeceğim sözü en başta ifade edeyim: Bu savaşta tarafsız değiliz. Bizler, İran’dan yana, Siyonist ittifakın karşısında yer alıyoruz. Her ne kadar İran’la mezhepsel ve tarihsel bazı problemlerimiz olsa da (ki vardır), bu savaşta bunları bir kenara bırakıp Siyonist ittifaka karşı İran’ın yanında saf tutuyoruz. İslam dünyasında bir anket yapılsa, ezici çoğunluğun bu görüşü savunduğunu görürüz. Savaşları sadece toprak işgali, bölge ele geçirme ya da insani trajedi olarak görmemek gerekir. Hele ki günümüzde sömürü düzeninin hâkim olduğu bir çağda savaşlar ve sonuçları da çok farklılaştı..

Savaşların siyasi, dinî, ekonomik ve uluslararası ilişkiler açısından pek çok sonucu vardır. Ben burada savaş ve sonuçlarından çok, bu savaşı bahane ederek bir medeniyeti hiçe sayan; samimi bir duruş sergilemek yerine bunu Şii propagandasına dönüştüren; Şii-Sünni ittifakını savunuyormuş gibi görünüp aslında Ehl-i Sünnet’i hedef alan zihniyetler üzerinde durmak istiyorum:

İran devriminden sonra İran, İslam’ı değil, kendi Şii hinterlandını oluşturma peşine düştü ve Müslümanlar arasında Şii mezhebini yaymaya çalıştı. Daha önce hiç Şiiliğin olmadığı İslam ülkelerinde yapay Şii gruplar oluşturdu. Zaten Şii olan Zeydileri ve İsmailî grupları bile Caferî (İmamiye) Şiiliğine dönüştürmek için yoğun çaba harcadı. Türkiye’de özellikle Kürtler arasında tek bir Şii yokken, ciddi bir Şii grup meydana getirdi. Türkler arasında Alevilik vardı ama Şiilik yoktu; buna rağmen Türkler arasında da önemli bir Şii kitle oluşturmayı başardı.

Bazı İran sempatizanı aydın ve yazarlar, açıkça Şii olduklarını söylerken; bazıları ise kimliklerini gizleyerek farklı yollara başvurdular: Hadis inkârcılığı, Ehl-i Sünnet değerleriyle çatışma gibi yöntemlerle bu propagandayı yürüttüler.

İran bu Şiileştirme faaliyetlerinde üç temel argüman kullandı: Birincisi hadis inkârcılığı, ikincisi tarihsel olayları çarpıtarak kullanmak, üçüncüsü ise Ehl-i Sünnet ile Emevileri aynı kefeye koyarak Emevilerin Ehl-i Sünnet’in oluşumunda belirleyici dinî bir rolü olduğu izlenimini vermek. Böylece Emevî dinî söylemini yeniden inşa ettiler.

Oysa Emevîler bir devletti ve zaman zaman Ehl-i Sünnet önderlerine ağır baskılar uyguladıkları hâlde, bu gerçek bilinçli şekilde........

© Mir'at Haber