menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ: ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ ALTINDA BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME STRATEJİSİ

8 0
30.07.2026

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ: ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ ALTINDA BÖLGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME STRATEJİSİ

Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye’de yaygın biçimde kullanılan adıyla BOP, tek bir tarihte hazırlanmış, sınırları kesin çizilmiş ve bütün maddeleri kamuoyuna açıklanmış gizli bir “ülkeleri parçalama planı” değildir. Bununla birlikte yalnızca demokrasi, eğitim ve ekonomik kalkınma amacı taşıyan masum bir sosyal yardım projesi olarak görülmesi de mümkün değildir. BOP; Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde, özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra Ortadoğu, Kuzey Afrika, Körfez, Orta Asya ve Güney Asya’nın bir bölümünü siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel bakımdan dönüştürmeyi hedefleyen geniş bir stratejik yaklaşımın adıdır. Projenin resmî belgelerdeki karşılığı daha çok “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi”, İngilizce adıyla “Broader Middle East and North Africa Initiative” veya “Greater Middle East Initiative” şeklinde geçmektedir.

Projenin resmî çerçevesi 2004 yılında ABD Başkanı George W. Bush yönetimi döneminde belirginleşmiş, 8-10 Haziran 2004 tarihlerinde ABD’nin Georgia eyaletindeki Sea Island’da gerçekleştirilen G8 Zirvesi’nde “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile İlerleme ve Ortak Gelecek İçin Ortaklık” adıyla kabul edilmiştir. Zirvede ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Japonya ve Rusya’dan oluşan dönemin G8 ülkeleri; bölgede siyasi, ekonomik ve sosyal reformları destekleyeceklerini açıklamıştır. Zirveye Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Irak, Ürdün, Türkiye ve Yemen gibi ülkelerden yöneticiler de katılmıştır. Resmî belgelerde demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, kadınların toplumsal hayata katılımı, eğitim, özel girişimcilik, sivil toplum ve ekonomik kalkınma gibi kavramlar öne çıkarılmıştır.

Ancak bu girişim, 2004 yılında birdenbire ortaya çıkmış değildir. BOP’un siyasi zemini Soğuk Savaş’ın sona ermesine, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına, ABD’nin tek kutuplu dünya düzeninde küresel üstünlük arayışına, Körfez Savaşı’na, İsrail’in güvenlik kaygılarına, enerji kaynaklarının kontrolüne ve 11 Eylül saldırılarından sonra geliştirilen “teröre karşı savaş” doktrinine dayanmaktadır. Bush yönetiminin 2002’de başlattığı Ortadoğu Ortaklık Girişimi; siyasi ve ekonomik reform, eğitim, kadınların güçlendirilmesi ve sivil toplum faaliyetlerinin desteklenmesini hedefliyordu. 2004’teki Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi ise bu çalışmaların daha geniş bir coğrafyaya ve çok taraflı bir zemine taşınması anlamına geliyordu. ABD Kongresindeki görüşmelerde, bu girişimin daha önce başlatılan Ortadoğu Ortaklık Girişimi’nin devamı olduğu açıkça ifade edilmiştir.

BOP’U KİMLER HAZIRLADI?

BOP’un başlıca siyasi hazırlayıcısı George W. Bush yönetimidir. Projenin şekillenmesinde ABD Başkanı Bush’un yanı sıra Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve daha sonra Dışişleri Bakanı olan Condoleezza Rice gibi isimler etkili olmuştur. Bu isimlerin bir kısmı, Amerika’nın askerî ve siyasi gücünü kullanarak Ortadoğu’da rejim değişiklikleri gerçekleştirmesini savunan yeni muhafazakâr dış politika çevreleriyle yakın ilişkiliydi.

Bununla birlikte BOP’u yalnızca birkaç Amerikalı siyasetçinin kişisel planı şeklinde açıklamak eksik kalır. Projenin arkasında ABD devletinin güvenlik kurumları, dış politika çevreleri, düşünce kuruluşları, enerji ve savunma sektörleri, Atlantik ittifakı, G8 ülkeleri ve NATO’nun bölgesel açılım politikaları bulunuyordu. Avrupa ülkeleri projenin bazı yönlerine, özellikle dışarıdan dayatılan rejim değişikliğine itiraz etseler de siyasi reform, serbest piyasa, sivil toplum, güvenlik iş birliği ve bölgesel dönüşüm başlıklarında girişimin parçası oldular.

2004’te ilk Amerikan taslağının bölge hükümetleri ve sivil toplumlarıyla yeterli istişare yapılmadan hazırlanması ciddi tepkilere yol açtı. Taslağın basına sızması üzerine birçok Arap ülkesi, dışarıdan siyasi model dayatıldığı eleştirisini yöneltti. Bunun sonucunda projenin dili yumuşatıldı; “dışarıdan reform dayatmak” yerine “bölgeden gelen reform taleplerini desteklemek” ifadesi öne çıkarıldı. Buna rağmen projenin tasarım merkezi ve stratejik yönlendirmesi büyük ölçüde Washington’da kaldı.

BOP’un askerî ve güvenlik boyutunun önemli bir ayağı da NATO’nun 28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da gerçekleştirdiği zirvede kurulan İstanbul İşbirliği Girişimi’dir. NATO, bu girişimle “geniş Ortadoğu” bölgesindeki ülkelerle savunma reformu, askerî eğitim, terörle mücadele, sınır güvenliği ve kuvvetler arası uyum alanlarında iş birliğini geliştirmeyi amaçlamıştır. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri girişime katılmış; Umman ve Suudi Arabistan ise bazı faaliyetlerde yer almıştır. Böylece G8’in siyasi ve ekonomik dönüşüm programına NATO’nun güvenlik ve askerî iş birliği boyutu eklenmiştir.

BOP HANGİ ÜLKELERİ KAPSAMAKTADIR?

BOP hakkında en fazla karışıklık bulunan konulardan biri kapsadığı ülkelerdir. Kamuoyunda zaman zaman “BOP tam olarak 22 ülkeyi” veya “24 ülkeyi kapsamaktadır” şeklinde listeler paylaşılmaktadır. Fakat bütün resmî belgelerde değişmeden tekrarlanan, hukuken bağlayıcı ve kesin bir ülke listesi bulunmamaktadır. “Genişletilmiş Ortadoğu” kavramı, geleneksel Ortadoğu coğrafyasından daha geniş ve esnek bir alanı ifade etmektedir.

Condoleezza Rice’ın 2005’te yaptığı açıklamada girişimin “Fas’tan Pakistan’a kadar uzanan yaklaşık iki düzine ülkeyi” kapsadığı belirtilmiştir. Bu tanım genel olarak Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya uzanan geniş bir kuşağa işaret etmektedir.

Bu çerçevede BOP ile ilişkilendirilen ülkeler genel olarak şu coğrafi gruplarda toplanmaktadır:

Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve bazı yorumlarda Moritanya; Doğu Akdeniz ve Arap Yarımadası’nda Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt; bölgenin kuzey ve doğusunda Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan girişimin tartışıldığı temel ülkeler arasındadır. Bazı geniş stratejik değerlendirmelerde Sudan, Somali, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin bir kısmı da bu dönüşüm kuşağı içinde ele alınmıştır.

Türkiye’nin konumu burada özeldir. Türkiye, birçok Amerikan ve Avrupa değerlendirmesinde doğrudan dönüştürülecek bir “Arap ülkesi” olarak değil; Müslüman nüfusa sahip, NATO üyesi, seçimli siyasal sisteme ve piyasa ekonomisine sahip bir “model” veya “köprü ülke” olarak görülmüştür. Türkiye, Sea Island Zirvesi’nde Demokrasi Yardım Diyaloğu’nun eş başlatıcılarından biri olmuş, Yemen ve İtalya ile birlikte programın toplantılarına ev sahipliği yapmayı üstlenmiştir.

Bununla beraber Türkiye’nin projede yer alması, Türkiye’ye bütün maddeleri belirleme veya projeyi yönetme yetkisi verildiği anlamına gelmemektedir. Türkiye daha çok Batı’nın bölgeyle temasında askerî, diplomatik ve siyasi bir ortak; Müslüman toplumlara sunulan yönetim modellerinden birinin taşıyıcısı ve NATO’nun bölgeye açılımında stratejik merkez olarak değerlendirilmiştir.

PROJENİN HAZIRLANMA SEBEPLERİ

BOP’un resmî gerekçeleriyle gerçek jeopolitik sebepleri birbirinden ayırmak gerekir. Resmî belgelerde projenin gerekçesi; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki özgürlük eksikliği, otoriter yönetimler, kadınların toplumsal hayata sınırlı katılımı, eğitim ve bilgi üretimindeki yetersizlik, işsizlik, ekonomik geri kalmışlık, genç nüfusun geleceksizliği ve radikalleşme tehlikesi olarak açıklanmıştır. Bu değerlendirmelerde 2002 tarihli Arap İnsani Gelişme Raporu’ndan yoğun biçimde yararlanılmıştır. Söz konusu rapor, Arap dünyasındaki temel sorunları özgürlük, bilgi ve kadınların güçlendirilmesi alanlarındaki eksiklikler olarak tanımlıyordu.

Fakat bu sorunların Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilmesinde yalnızca bölge halklarının refahı düşünülmemiştir. ABD ve müttefiklerinin kendi güvenlik ve çıkar hesapları da belirleyici olmuştur.

Birinci sebep, 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan güvenlik anlayışıdır. Bush yönetimi, Ortadoğu’daki otoriter yönetimlerin, siyasi baskıların, ekonomik umutsuzluğun ve eğitim sorunlarının radikal hareketleri beslediğini savunmuştur. Bu nedenle “terörü kaynağında önlemek” için bölgenin siyasi yapısının değiştirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Bush, 2004’te özgür seçimlerin, serbest basının, serbest piyasanın, ifade özgürlüğünün ve sendikaların Ortadoğu’da yaygınlaştırılmasını “teröre karşı savaş” stratejisiyle açıkça ilişkilendirmiştir.

İkinci sebep, enerji kaynaklarının güvenliğidir. Ortadoğu dünyanın önemli petrol ve doğal gaz rezervlerinin bulunduğu, enerji nakil yollarının geçtiği ve küresel ekonominin güvenliği bakımından merkezi öneme sahip bir bölgedir. ABD ve Avrupa için mesele yalnızca petrolü doğrudan ele geçirmek değildir. Enerjinin hangi para birimiyle satılacağı, üretim miktarının nasıl belirleneceği, nakil hatlarının nereden geçeceği, limanların ve boğazların kim tarafından korunacağı ve enerji üreten ülkelerin hangi ittifak içerisinde yer alacağı da büyük önem taşımaktadır.

Üçüncü sebep, İsrail’in güvenliğidir. İsrail’in askerî üstünlüğünün korunması, kendisine tehdit oluşturabilecek devletlerin, orduların ve bölgesel ittifakların sınırlandırılması, Amerikan dış politikasının değişmeyen öncelikleri arasındadır. Irak’ın işgali, İran’ın kuşatılması, Suriye’nin zayıflatılması, Lübnan’daki direniş yapılarının baskı altına alınması ve Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşmeye yönlendirilmesi, geniş bölgesel dönüşüm siyasetinin İsrail boyutuyla birlikte değerlendirilmelidir. Ancak BOP’a dair her gelişmeyi yalnızca İsrail’in hazırladığı tek merkezli bir senaryoya indirgemek, bölgedeki yerel aktörleri, iç çatışmaları ve büyük güçler arasındaki rekabeti görmezden gelmek olur.

Dördüncü sebep, ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında kurmak istediği tek kutuplu dünya düzenidir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD, askerî üstünlüğünü siyasi, ekonomik ve kültürel bir düzene dönüştürmek istemiştir. Ortadoğu; Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında bulunması, enerji kaynaklarına sahip olması, deniz yollarını ve boğazları kontrol etmesi nedeniyle bu düzenin en önemli bölgelerinden biridir.

Beşinci sebep, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin bölgedeki etkisini sınırlamaktır. BOP’un ilk ilan edildiği dönemde Çin bugünkü kadar güçlü değildi; Rusya da henüz eski küresel nüfuzunu tam olarak yeniden kazanmamıştı. Ancak bölge ülkelerinin Batı merkezli güvenlik, finans, enerji ve diplomasi sistemlerine bağlanması, gelecekte yükselebilecek rakip güçlerin hareket alanını daraltacak bir stratejik yatırım olarak görülmüştür.

Altıncı sebep, bölge ekonomilerinin küresel piyasa sistemine daha fazla açılmasıdır. BOP belgelerinde özel sektör, mikro finans, girişimcilik, yatırım, ticaret ve serbest piyasa özellikle vurgulanmıştır. Burada amaç yalnızca fakirliği azaltmak değildi. Devletin ekonomideki rolünü küçülten, özelleştirmeyi artıran, dış yatırımlara alan açan ve bölgeyi Batılı finans kurumlarıyla daha sıkı ilişkiye sokan bir ekonomik model teşvik edilmiştir. G8 belgelerinde özel girişimciliğin geliştirilmesi, mikro finans programları, yatırım fonları, okuryazarlık çalışmaları ve iş dünyası ağları bu politikanın araçları olarak sıralanmıştır.

BOP’UN AÇIKLANAN HEDEFLERİ

Projenin kamuoyuna açıklanan hedefleri üç ana başlıkta toplanmıştır: Siyasi reform, ekonomik reform ve sosyal-kültürel reform.

Siyasi alanda seçimlerin geliştirilmesi, siyasi katılımın artırılması, hukuk devletinin güçlendirilmesi, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi, kadınların siyasete katılımı ve kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi........

© Mir'at Haber