menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İNANDIĞI GİBİ YAŞAMAMANIN PSİKOLOJİSİ

33 0
05.10.2026

İNANDIĞI GİBİ YAŞAMAMANIN PSİKOLOJİSİ

“Münafıklar onlara, ‘Sizinle beraber değil miydik?’ diye seslenirler. Onlar, ‘Evet öyleydi’ derler, ama siz başınızı belaya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız (tövbe için hep beklediniz), hep şüphe içinde oldunuz ve Allah’ın emri (ölüm) gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatan (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırıp durdu.” (Hadîd 57/14)

Bu yazımızda Müslüman toplumlarda sıkça karşılaşılan bir insan tipini ele alacağız. Bunlar, Müslüman kimliğine sahip olmakla birlikte İslami değerlerle yaşantıları arasında ciddi kopukluklar bulunan kimselerdir. Nefislerinde parçalanma ve dağınıklık yaşayan bu insanlar, iman ile amel, öz ile söz, akıl ile kalp arasındaki bütünlüğü büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Bir gün ahireti isterken ertesi gün dünyaya yönelir; bir gün Allah’a güvenirken başka bir gün beşerî ve maddi güçlere dayanır; bir gün ibadet hayatını düzenli biçimde sürdürürken ertesi gün ibadetlerini ihmal edebilirler. Kısaca bunların yönelişlerinde, gayelerinde, düşüncelerinde, duygularında ve davranışlarında bütünlük ve tevhidî bir istikamet çoğunlukla söz konusu değildir.

Tasvir ettiğimiz bu insan, dinî hayatında çoğunlukla istikrar ve istikametten yoksundur. Yolunu, gidişatını ve safını belirleyememiştir. Başlıkta zikredilen ayet, böyle bir insanın manevi çöküşünde yaşadığı psikolojik süreçleri gözler önüne sermektedir. Aslında ayet, münafıklarla ilgilidir. Ancak itikadi açıdan münafık olmasa da burada anlatılan özelliklerin birçoğu Müslüman kimliğine sahip insanlarda da vardır.

Ayet; ihmalin, irade zafiyetinin ve kısacası hevâ ve arzulara yenik düşmenin insanı nasıl bir manevi iflasa sürüklediğini bizlere anlatmaktadır. Ancak bu çöküş, kısa zamanda gerçekleşmemektedir. İnsan, çoğu zaman yavaş yavaş bu akıbete sürüklenir. “Bir şey olmaz”, “Biraz daha bekleyelim” diyerek hafife alınan sapmalar ve günahlar zaman içerisinde birikir. Sonuçta bunlar, insanın düzenli, tutarlı ve İslam’ın bütünlüğünü esas alan bir dinî hayat yaşamasının önünde önemli engeller hâline gelir.

Şimdi ayette geçen kavramları sırasıyla inceleyelim.

Kendini Fitneye Düşürmek

Ayette “fetentüm enfusekum/kendinizi fitneye düşürdünüz” ifadesi geçmektedir. Bu ifadeye “başınızı belaya soktunuz” ve “kendinizi yaktınız” şeklinde anlamlar da verilmektedir. İnsan doğru yolu seçerse bunun faydası kendisine, yanlış yola saparsa da zararı yine kendisine olur. Halk arasındaki ifadeyle “Ne ekersen onu biçersin.”

Bununla birlikte insan, başına gelen olumsuzlukların sorumluluğunu çoğu zaman kendisinde değil, başkalarında arar. Ayette geçen ifade ise bu anlayışı geçersiz kılmakta ve insanın öncelikle kendi hatalarıyla yüzleşmesi gerektiğine işaret etmektedir. Nitekim birçok ayette de bu konuya değinilmektedir (Âl-i İmrân 3/182; Rûm 30/36; Şûrâ 42/30). Burada adeta insana özlü bir ifadeyle, “Kendin ettin, kendin buldun” denmektedir.

İnsan burada menfaatini hakikatin önüne koyar, rahatını dinî sorumluluklarının önüne geçirir ve nefsani arzularını ölçü hâline getirir. Böylece tercihini ve iradesini bâtıldan yana kullanarak zaman içerisinde kendisini günahlarla iç içe bir yaşantıya sürükler. Bu durumun, ayetin devamında anlatılan tövbeyi erteleme, şüphelere düşme,........

© Mir'at Haber