menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA BİLGELİĞİN ÖNEMİ

47 0
13.09.2026

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA BİLGELİĞİN ÖNEMİ

Günümüzde yapay zekâ hayatın her köşesinde kendisine yer ediniyor, insan zekâsıyla adeta yarışıyor. Tıp, hukuk, eğitim, finans ve daha sayamayacağımız birçok alanda bir yandan işlerimizi kolaylaştırıyor, diğer yandan yeni soruları beraberinde getiriyor: Acaba çok gelişmiş bir yapay zekâ insana hükmedebilir mi? Yapay zekâya ne kadar güvenebiliriz; bizi yanlış yönlendirebilir mi?

Son iki yıldır üniversite sınavında yapay zekânın beklenen başarıyı gösteremediğini basına yansıyan haberlerden öğreniyoruz. Bizim sınavımız mı zor, yoksa soru sorma biçimimiz mi yapay zekâyı zorluyor? Elbette konuyla alakalı uzmanların durumu irdeleyen açıklamaları vardır. Ancak bizim dikkatimizi çeken şey, muazzam bir bilgi birikimini işleme kapasitesine sahip olan yapay zekânın yanlış yapabilmesi. Demek ki bilginin çokluğundan daha önemli olan, bilginin nasıl kullanılıp yönetilmesi, doğru düşünebilme yetisidir.

Yapay zekâ birkaç aşamalı ve hatasız bir muhakeme zinciri içinde bilgiyi kullanmayı gerektiren durumlarda yanlış yapabiliyor. Sezgi ve birikiminden yararlanan insan, karmaşık sorunların çözülebilmesinde yapay zekâdan daha başarılı görülüyor. Gelecekte sınavlarda üstün başarı gösteren veya bilge biri gibi muhakeme yapabilen yapay zekâ modelleri geliştirilir mi bilinmez. Bilinen bir gerçek varsa o da yapay zekânın insanlar tarafından tasarlanan, belirli verilerle eğitilen, kurallar çerçevesinde çalışan bir araç olduğudur. Ondan üretilen bilgiler, hatalardan, önyargılardan bütünüyle bağımsız değildir. Bu bakımdan yapay zekâdan faydalanırken akıl ve sağduyunun denetimiyle hareket etmek gerekiyor.

Yapay zekâdan gelen bilgileri akıllıca süzerek almak gerektiği gibi, amaca uygun kullanabilmek için de doğru sorular sormayı bilmek gerekiyor. Yani muhakeme yeteneğinin gelişmişliği derecesinde istifade etmek mümkün.

Doğru düşünebilmek, isabetli kararlar verebilmek, doğru sorular sormayı ve sorgulamayı bilmeyi zorunlu kılar. “Gençlere İdeal Vermek: Cahit Okurer’den Mümtaz Turhan’a” başlıklı yazımızda Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın bilim adamının soru sorma yöntemini bilmesiyle ilgili görüşlerine kısmen değinmiştik. Ona göre, bilim adamı yüksek zekâlı olmak zorunda değildi. Sıradan kimseler de soru yöntemini, sorunun cevabını bulmaya yönelik çalışmaların aşamalarını takip edip değerlendirebiliyorsa başarılı bir bilim adamı olabilirdi. Nitekim, tarihte Sokrates de bir köleye sorduğu sorularla zor bir geometri problemini çözdürmüştü. Bilgiyi soru sorarak öğretmeyi amaçlayan Sokrates, bu yolla yeni fikirlere ulaşılmasını sağlamıştı.

Sokrates’in sorgulama metodu bugün bile psikoterapi yöntemi olarak kullanılabiliyor. Geçmişte de Sokrates pazar yerinde dolaşırken........

© Mir'at Haber