KİBİRDEN İZZET-İ NEFSE: KAYBOLAN ZARAFETİMİZ
KİBİRDEN İZZET-İ NEFSE: KAYBOLAN ZARAFETİMİZ
Çok eskilere gitmeden, İsmail Hami Danişmend’in Batılı kaynakların anlatımına göre derlediği “Eski Türk Seciye ve Ahlâkı” isimli eserinde A. Brayer’in Müslüman Türklerle ilgili gözlemlerine bir bakalım. Onun verdiği bilgileri okurken bir yandan da yaşadığımız değişimi bir düşünelim:
“… Müslüman Türk’ün yürüyüşünde vakar ve ihtişâm olmakla beraber, kat’iyyen kibir ve azamet yoktur. Daima yavaş sesle konuşur: el kol hareketlerinde hiçbir zaman mütehakkimâne bir edâ sezilmez: hizmetinde tatlılık ve kolaylık vardır.
Yalnız bir şeyle, diniyle mağrurdur: Onun her emrini yerine getirmeyi bir izzet-i nefs bilir; bütün dünyanın İslamiyet’i kabul etmesini ister. Yegâne hak dini olduğuna inanır; bütün dinlerin bir sürü çocukça hurafelerle batıl itikatlarla ve müşriklikle lekelenmiş olduğuna kanidir. (inanmıştır)”1836 yılında Paris’te basılan Batılı bir kaynakta Türk milletinin karakteri ve ahlakı böyle anlatılmış. Batılı yazar A. Brayer gibi birçok Batılı alim de benzer şeyler söyler: Müslüman Türkler arasında kibir ve gurur görülmez.
19.yüzyıldan bugüne gelelim ve insanımızın toplum içerisindeki hal ve davranışlarına bir bakalım: medeniyetimiz kabuk değiştirirken insanımız da değişti, değerlerimiz tersyüz oldu. Şimdilerde daima yavaş sesle konuşan, el kol hareketlerinde hiçbir zaman baskıcı ya da bir baskın bir tavır hissedilmeyen, hizmetinde tatlılık ve kolaylık görülen kimselere rastlayabiliyor muyuz? Çok nadir, karşımıza geleneksel yöntemlerle terbiye almış kişiler çıkabilir. Genelde hemen her yerde, televizyonda, toplu taşıma araçlarında, pazarlarda… herkes ben varım, beni dinleyin dercesine üst perdeden konuşuyor. Kavgacı, savunmacı üslup olmadan hatır sayılmazmış gibi bir anlayışla kurulmuş kişiler, gergin vaziyette, bekliyorlar: Biri bir şey söylese de ben de ağzının payını versem… tutumuyla adeta kavgaya davetiye çıkarıyorlar.
İşin kötüsü toplumun yazılmamış nezaket kuralları, eskisi gibi çalışmıyor. Kabalık hoyratlık, bencillik sanki doğal olmakmış gibi kabul ediliyor. Dolayısıyla saldırganlık duygularını açıkça sergileyen ve dürtülerini yönetemeyenlerde davranışları sebebiyle bir utanma hissi, çekingenlik görülmüyor. Çünkü bireyin konfor ve mutluluğuna suçluluk duygusunun gölgesi bile çok geliyor. Öte yandan davranışlarından dolayı herhangi bir çekince ve suçluluk duymayan birey, dış dünyaya verdiği görüntülerden aldığı onaylarla benlik değerini artırma çabasına giriyor.
İnsanlar artık........

Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin