menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“KOMPLO TEORİSİ” Mİ DEDİNİZ?

260 0
22.05.2026

“KOMPLO TEORİSİ” Mİ DEDİNİZ?

Önümüzdeki günlerde yeni komplolara ve “siyah bayrak” operasyonlarına karşı hazırlıklı olmalıyız. İslam’a karşı sergilenen tutumlar, sözler ve eylemlerle —tıpkı Şeytan Ayetleri örneğinde olduğu gibi— bir başkaldırı ve meydan okuma hareketinin ardından Müslüman çevrelerin harekete geçmeye çağrılması muhtemeldir. Bu çağrıların ardında, provokasyon amacıyla hazırlanmış bir grubun insanların arasına karışarak konuyu mecrasından saptırmaya çalışması beklenirken; “sureti haktan” görünen bir diğer grubun da olayları farklı yönlere çekebileceği bilinmelidir. Taksim Gezi Parkı olaylarını, Kanlı 1 Mayıs eylemlerini veya Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri provokasyonunu hatırlayalım; sanki yine benzer bir tezgahın peşindeler. Bu ajan provokatörlerin arkasında kimlerin olacağını tahmin etmek zor değil; zira onların içimizdeki uzantıları artık kendilerini gizleme gereği duymuyorlar. Yeni bir 31 Mart vakası ya da yeni bir Hareket Ordusu senaryosu kurgulanıyor gibi görünüyor. Bu olmayacaksa buna benzer böyle bir şey olacak sanki. Elbette onların bir planı varsa, Allah’ın da bir hükmü vardır. Ben sadece “görünen köyün hikayesini” anlatırken, İnsin Şeytanlarının emareleri görünen planlarından söz ediyorum. Elbette, geleceği hakkıyla bilen yalnızca Allah’tır.

En büyük komplo, “komplo teorisi” iddialarının arkasına saklanarak gerçeklerin üstünü örtme ve hedef saptırma komplosudur. Algı operasyonu yapanların ve toplum mühendislerinin çoğu gerçek komploculardır; bunların çoğu Şeytan’ın varisleridir. Bugüne kadar “Komplo teorisi” denilen birçok şey gerçek çıktı.  Bu konuda ne iktidarlar ne muhalefet ne de istihbarat örgütleri masumdur. Bazen birilerinin “komplo teorisi” dediği şey, komplonun kendisi olur. Batıl bir siyaset anlayışı için “gayeye giden her yol meşrudur.” Bu anlayış meşruiyetini haktan ve hukuktan değil; kendi çıkarından, egosundan ve iradesinden alır. Bunlar gerçekle yalanı birbirine karıştırır.

Batıl’ı güzel gösterme gayretlerine, nefse hoş gelen şeylere, artırılmış sanal gerçekliğe ve “Hannas’ın vesvesesine” dikkat edilmelidir. Birtakım çevrelerin icraatlarında hiçbir iyileşme olmadığı halde dini söylemlere sarılmasına; diğer taraftan başka çevrelerin din dışı ve dine karşı söylem ve eylemlerine bakıldığında, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Asıl gündeme dönecek olursak; “Şeytan, akılları ve zihinleri bulandırarak hak ile batılı birbirine karıştırır.” Bu ifade, İslami kaynaklarda şeytanın temel çalışma yöntemini özetleyen çok bilinen bir tespittir. Şeytanın en etkili tuzağı, doğru ile yanlışı net bir şekilde ayıran çizgiyi silikleştirmesidir. İnsanların zihinlerini karıştırarak Hak olanı (gerçek, doğru, helal, adalet, iman) biraz batıl (yalan, yanlış, haram, zulüm, küfür) ile harmanlar. Batıl’ı da hak ile karıştırarak, yani ağuyu bala katıp altın tas içinde sunarak “hoş gösterir”. Böylece insan, “Bu da biraz doğru gibi” diyerek yanılgıya düşer ve batıla kayar. Bunun adı “Bal tuzağıdır.” Cehennemin yolları bu tür tuzaklarla ve “iyi niyet taşları” ile döşelidir. Eğer özü ıskalayıp sadece söze, mazrufu unutup zarfa bakarsanız, bu tuzağa düşmemeniz neredeyse imkansız.

Hak ile batılı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini karıştırma genellikle şu yollarla olur: Şüphe Tohumları Ekmek: “Acaba gerçekten günah mı? Herkes yapıyor…” gibi bir takım basmakalıp, şablon akıl yürütmelerle, güzel göstermeyle (Batılı; “özgürlük, aşk, modernlik, hak, adalet” gibi kelimelerle süsleyerek). Kavramları Çarpıtmak: Mesela, merhameti zafiyet, adaleti sertlik, sabrı ise tembellik gibi göstermek. Gri Alanlar Üretmek: Mesela, helal ve haram arasındaki net ayrımı bulandırmak.

Zaten siyasiler ve onların trolleri, parayı veren örgütler ve kadrolar adına bunu fazlası ile yapıyor. Birtakım çevreler bu şekilde aileyi ve toplumu ifsat........

© Mir'at Haber