Hayatta kalma mücadelesi!
Küçükbaş hayvancılık için verilen desteği önemli buluyoruz.
Zira ülke tarımı adeta ölüm kalım savaşı veriyor.
Köylünün sırtındaki yükün giderek katlanıyor olması, doğal olarak köylerin terk edilmesine yol açıyor.
Bir yandan köyler boşalırken bir yandan da mazot, gübre, yem ve sulama gibi giderlerin katlanarak artıyor olması tarımda büyük çöküşün altyapısını oluşturuyor. Üretici ayakta kalmak için elinden gelen her gayreti gösteriyor.
Ancak bu çaba, yükselen maliyetlerin tüketiciye zam olarak dönmesinin önüne geçemiyor. Üretici, ayakta kalmak için mücadele ediyor.
Hatta buna hayatta kalmak için savaşıyor da denilebilir.
Hem yanlış ekonomi politikaları hem de yanlış tarım politikaları yüzünden çiftçi tam anlamıyla bir çıkmaz sokağa girmiş durumda bulunuyor.
Ülkemizde rahatlıkla üretilebilecek ürünler yurt dışından ithal ediliyor.
Bir ara “paramız var ki ithal ediyoruz” diye saman ithalatını mazur göstermeye çalışan zihniyet şimdi de yurt dışından elma, ayva ve çelik gibi ürünleri ithal ediyor.
Biliyoruz şimdi “bu ürünler don vurduğu için ithal ediliyor” gibi bir mazeretin arkasına saklanacaklar.
Ya da “makarna ihraç ettiğimiz için buğday ithal ediyoruz” diyecekler.
İthal edilen ürünleri ülkemizde üretsek de hem çiftçimizin yüzü gülse hem de tarım sektörü dar boğazdan kurtulsa fena mı olur?
Çiftçinin üretim maliyetini satış fiyatları karşılamıyor.
Yapılan zamlara rağmen çiftçinin belini doğrultmak mümkün olmuyor.
Bir süre sonra tarım sektöründe faaliyet gösterecek yani üretim yapacak kimse kalmazsa bu bizim açımızdan sürpriz olmayacak.
Zira çiftçinin yaşadığı sorunları ciddiye alan birileri henüz ortaya çıkmış değil. Çiftçi, yaşadığı ve yaşayacağı sorunlarla baş başa bırakılıyor. Peki, bu vurdumduymazlık nasıl bir sonuç doğurur?
Korkarız ki nasıl vahim bir sonuç doğurduğunu çok kısa bir süre sonra hep birlikte göreceğiz.
Belki o zaman birileri dizlerini dövecek ama çok geç olacak.
İşte bütün bu nedenler yüzünden küçükbaş hayvancılığa desteği önemli buluyor ve devamının gelmesini diliyoruz.
