Provokatörlere dikkat
Bismillâhirrahmanirrahîm!
ABD’NİN, İsrail’i yanına alarak 28 Şubat’ta İran’a saldırması sonrasında bölgede gerilim büsbütün arttı. Savaş şu anda 15’ten fazla ülkeyi yakından ilgilendiriyor. Amerika’nın 15 ayrı ülkede yaşayan vatandaşlarına “ülkene dön” çağrısı yapması savaşın başka yerlere de sıçrama ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.
Trump başkanlığındaki ABD’nin dünyada sınır, hukuk, kural tanımayan hırs ve intikam duygusu var. Buna, işgalci İsrail’in Arz-ı Mev’ud’a ulaşma idealini de eklediğiniz zaman, gerginlik ortamının boyutu daha iyi anlaşılır. BOP’u gerçekleştirmeyi hedefleyen sömürgeci Amerika ile Siyonist İsrail güç birliği içindeler. Karışıklıktan faydalanarak bazı hedeflerine ulaşmak isteyen Rumlar ile Bartholomeos’un ekümeniklik iştahını da buna ekleyebilirsiniz!
Savaşa start verildiğini bilip buna göre tedbirlerimizi almalıyız. Bölgede ajan, casus ve provokatörlerin cirit attığını söylemeye gerek yok. Bu atmosferde yalan ve manipülatif haberlerin yayılması hiç de ihtimal dışı değil. Millet olarak kenetlenmeli; ırk, bölge, mezhep ve din farklılığı gibi ayrılık unsurlarının hepsiyle birlikte mücadele etmeliyiz. Bugün Haçlı-Siyonist tehlikeyi bu topraklardan uzaklaştırma günüdür.
Amerika’da yalan ve entrika bitmez. Trump, tam bağımsız ülkelerin iç işlerine karışmayı çok seviyor. Şimdi de, “İran liderini ben belirleyeceğim” diyerek gezip dolaşıyor. İran halkını mevcut yönetime karşı ayaklanma çağrısı yaptı. Bu iş için MOSSAD da devrede! Temel kuraldır: Bir ülke başka bir ülkenin iç işlerine karışamaz. İran’ın geleceğini belirlemek İran halkına düşer.
BİR ülkeyi temsil eden liderin yapması zorunlu olan en vazgeçilmez görevi, her halükârda ülkesinin varlığına ve bütünlüğüne sahip çıkmasıdır. Türkiye gibi, her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış bir ülke için bu durum daha büyük hassasiyet gerektirmektedir. Biz bu güzel ülkeyi sokakta bulmadık. Şehitlerimizin kanı pahasına aldık. Yöneticilerimize hassasiyetlerini artırmalarını öneririm.
Haydutluk ve korsanca uygulamaları ile tanınan Trump, şantajla İspanya’nın askerî üslerini ABD hesabına kullanmayı teklif etti. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in cevabı çok sert oldu: “Savaşa hayır, diyoruz. Müttefikiz, diyorsanız, önce bizim egemenlik hakkımıza saygı duyun!” (4 Mart 2026) İspanya, İran’a yönelik saldırılara karşı da, Doğu Akdeniz’e Kristof Kolomb Fırkateyni gönderme kararı aldı.
Belçika Başbakanı Bart De Wever’in Trump’a karşı cevabı da harikaydı: “ABD güçlü olabilir; ama bizim de onurumuz satılık değil.” (22 Ocak 2026)
İran ve ABD müzakere masasındayken, Trump ve Netanyahu “kalleşçe” İran’a saldırdı. Bu saldırı her insanın doğuştan getirdiği yaşama hakkının yok sayılması demektir. Bu yüzden İran halkı, şehitlerinin cenaze töreninde, “Amerika’ya, İsrail’e ölüm”; “Asla teslimiyet yok” sloganlarıyla ABD ve İsrail’e ateş püskürdü.
Son Cuma namazında da hutbede, “Hamaney’in intikamının alınacağı” mesajı verilirken; Tahran Meydanı’nda, “Zafere kadar savaş”; “Sonuna kadar peşlerini bırakmayacağız” kararlılığı ortaya kondu. İran’da 1.230 şehit var. Şehitler bir ölür, bin dirilirler.
RAMAZAN ayında Saadet Partisi’ni izlediniz mi? Mübarek ayı; paylaşma ve milletimizle kaynaşma, kenetlenme mevsimi olarak değerlendiriyor. Hemen her kesimle, “Adalet Sofraları” adını verdikleri sembolik programlar yaptı. Kardeşlik ve dayanışmayı pekiştirmeye çalıştı. Mazlum İslâm coğrafyasını da ihmal etmedi. Özellikle ABD ve İsrail’in çeşitli entrikalarla İran’a saldırmaları hep gündemindeydi. Banu Avar’ın deyimiyle, “ABD ve İsrail’in hayalleri İran’da tersine döndü.” (8 Mart 2026)
Genel Başkan Mahmut Arıkan, Ramazan ayında da gecesini gündüzüne kattı. İnsanlık mücadelesi ancak böyle kazanılabilirdi. Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere, diğer iller yetmedi; yurt dışındaki kardeşlerimize de ulaşmaya çalıştı. Sayın Arıkan, bu koşuşturmalarında cumhurbaşkanından Türkiye’nin her ferdine; hatta bütün dünyaya sıcak mesajlar verdi. Sorunlarımıza çözüm yolları gösterdi.
“Adalet Sofraları” yalnız Saadet Partililer için değildi. ABD; Avrupa’yı, NATO’yu aparat olarak kullanarak -Allah korusun!- Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getiren kirli bir tezgâhın içindedir. Sayın Arıkan, milletimizin bu tuzağa düşmemesi konusunda uyardı. Cumhurbaşkanı’na, “Gelin, Türkiye sofrası kuralım” teklifinde bulundu. “Liderler Zirvesi” ile Türkiye’nin bütün renklerini bir araya getirmeyi önerdi.
Olağanüstü dönemlerin ortak çözüm yöntemleri vardır. Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri, provokatörleri hep birlikte “kardeş” olup kenetlenerek yenebiliriz. Biz 86 milyonluk Türkiye’yiz. Sorunlarımızı “birlikte” dert edinecek; “birlikte” ve “ortak akıl”la çözeceğiz. Çözümün tılsımı “sevgi” ve “iyi niyet”tir.
