menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kamuoyu bugün tek bir soruyu tartışıyor: ABD İran’a vuracak mı, yoksa geri mi duracak?

6 0
24.02.2026

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: ABD İran’a ne zaman vuracak? Yoksa hiç vurmayacak mı?

Sadece bizde değil… Alman medyası da bu soruyu tartışıyor. Berlin’den Münih’e kadar yapılan analizlerde Washington’un askeri yığınağı, uçak gemileri ve sert açıklamaları masaya yatırılıyor. Düğmeye basılacak mı, yoksa bu bir baskı diplomasisi mi?

Donald Trump tehdit ediyor. Donanma bölgede. Ancak fiili bir saldırı henüz yok. Bu bekleyiş bir barış arayışı mı, yoksa daha büyük bir planın stratejik zamanlaması mı?

Dünkü yazımda da belirtmiştim: ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin “Nil’den Fırat’a İsrail’in hakkı var” sözleri sıradan bir açıklama değildir. Bu ifade sembolik değil; coğrafi bir tahayyülün dışa vurumudur.

Bugün hedefte İran var. Yaptırımlar, tehditler, askeri hazırlık… Hepsi bir denklem içinde ilerliyor. Ancak Ortadoğu’da hiçbir hamle tek katmanlı değildir. Her adım başka sonuçlar doğurur.

Benim asıl endişem ise başka bir ihtimaldir.

Washington doğrudan kendi vurmak yerine bölge ülkelerini karşı karşıya getirerek hedefe ulaşmayı tercih edebilir mi?

Tarih bize şunu gösteriyor: Büyük güçler bazen sahaya doğrudan inmez; bölgesel aktörleri karşı karşıya getirir. Vekâlet savaşları bu coğrafyanın acı gerçeğidir.

Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi, bu bölgenin en büyük kırılmalarından biri olur. İki ülke de tarihî derinliği olan, devlet aklı geleneği bulunan yapılardır. Böyle bir çatışma sadece iki ülkeyi değil, bütün bölgeyi ateşe atar.

Bu nedenle mesele sadece “ABD vuracak mı?” sorusu değildir.

Mesele şu: Bölge, başkalarının stratejik hesapları için yeniden mi dizayn ediliyor?

Eğer inanç temelli yayılmacı idealler açıkça dillendiriliyorsa, haritalar üzerinden yeni sınır tahayyülleri konuşuluyorsa, İran’dan sonra başka ülkelerin hedef olmayacağını düşünmek gerçekçi değildir. Ve evet, zamanı geldiğinde aynı baskı dilinin Türkiye için kullanılmayacağını kim garanti edebilir?

Türkiye’nin burada yapması gereken şey hamaset değil; soğukkanlı stratejik akıldır. Komşularla gerilimi artıran değil, azaltan bir diplomasi dili üretmektir. Bölgesel çatışma senaryolarına sürüklenmemek için çok yönlü denge politikası izlemektir.

Çünkü bazen en büyük tuzak, sizi başkasının savaşının tarafı haline getirmektir.

Son söz: Savaş sadece atılan füze değildir.

Bazen iki komşunun arasına düşen bir kıvılcım, en büyük planın parçası olabilir.


© Milli Gazete