menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erdemliydik dediniz; toplumu korkutup “aldandık, hata yaptık” söylemiyle çeyrek asırdır iktidardasınız.

22 5
14.02.2026

Dünkü yazımda bugün bu konuyu ele alacağımı belirtmiştim. Hem dünkü yazıma ışık tutacağını düşündüğüm açıklamalar hem de yapılan acı itiraflar, sıradan bir siyasi tartışma değil; çeyrek asırlık bir iktidar dönemine dair içeriden gelen ağır bir muhasebe niteliği taşıyor.

Geçtiğimiz günlerde Tam Demokrasi Platformu’nun düzenlediği toplantıda söz alan isimler, bu ülkenin son çeyrek asrında en kritik makamlarında bulunmuş, karar süreçlerinin tam merkezinde yer almış kişilerdi. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç ve eski milletvekili Mustafa Yeneroğlu, kamuoyunun önünde dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Arınç’ın sözleri açık ve ağırdı:

“Bu toplum artık ‘aziz millet’ olmaktan çıktı. Dindarlık insanların uzaklaştığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı terk ediyor; başörtüsünü bırakıyor, namazı bırakıyor. Deizm daha çok konuşuluyor.”

Bu, yıllarca “dindar nesil yetiştirme” iddiasıyla siyaset yapan bir anlayışın içinden gelen bir tespittir.

Daha da çarpıcı olan şu ifadeydi:

“Siz ‘erdemliler hareketi’ olarak yola çıkmıştınız. Ama bugün ne erdem kaldı ne etik değer. ‘Hukuk siyasetin emrindedir’ anlayışına sahip olanlarla selamlaşmayı bile doğru bulmam.”

“Güvenlikçi yaklaşımla, ‘daha fazla kapatalım, daha otoriter olalım’ anlayışı devam ederse ülke ciddi gerilimlerle karşı karşıya kalabilir.”

Toplantıda konuşan Mustafa Yeneroğlu ise daha yapısal bir hasara işaret etti:

“Bu iktidar gittikten sonra yaşanan yıkımın ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılacak.”

Ayrıca şu soruyu gündeme taşıdı:

“Her şeyi tek tipleştiriyor, homojenleştiriyorlar. Yıllarca ‘dindar gençlik yetiştireceğiz’ denildi. Peki sonuç ne oldu? Gerçekten yetişti mi?”

Bu ifadeler dışarıdan yöneltilmiş muhalefet cümleleri değil; sistemin içinden gelen kabullerdir.

Çeyrek asır boyunca “aziz millet”, “erdem”, “dindar nesil”, “hukuk devleti” söylemleriyle yürüyen bir siyasi hareket, bugün kendi kurucu kadrolarının bu sözleriyle yüzleşiyorsa, burada durup düşünmek gerekmez mi?

Eğer dindarlık gerilediyse, Eğer gençler inançtan uzaklaşıyorsa, Eğer çıkarcılık siyaset dilinin merkezine yerleşmişse,

Bu tablo sadece topluma mı aittir?

Siyaset toplumu etkiler. Ama önce kendi diliyle, kendi pratiğiyle örnek olur.

“Toplum neyse parlamento odur” deniliyor. Doğru. Peki o toplumu çeyrek asırdır kim yönetti? Kim şekillendirdi? Kim rol model oldu?

Erdem iddiasıyla yola çıkıp bugün “erdem kalmadı” deniliyorsa, burada sadece topluma değil; siyasete de ayna tutulmalıdır.

Bugün yapılan açıklamalar gerçek bir iç muhasebenin başlangıcı mı, yoksa yeni bir “gaz alma” süreci mi bunu zaman gösterecek.

Ve bir de şu hakikatle yüzleşelim…

Çeyrek asırdır “CHP gelir” korkusuyla siyaset yapıldı. “Bunlar gelirse değerler gider” denildi. “Bunlar gelirse inanç elden gider” denildi. Toplum sürekli bir tehdit algısıyla konsolide edildi.

Bugün ise içeriden yükselen sesler, dindarlığın gerilediğini, erdemin kaybolduğunu, hukuka güvenin zayıfladığını söylüyor.

O hâlde sormak gerekir:

Madem tablo buysa, çeyrek asırdır kim yönetiyordu bu ülkeyi?

Korku siyasetiyle sandık kazanılabilir. Ama korku siyasetiyle ahlak inşa edilemez.

Bu kadar uzun süreli bir değer erozyonunu, bu kadar derin bir güven kaybını, bu ölçekte bir kurumsal aşınmayı CHP bile yapamazdı demek, abartı mı olur?

Eğer çeyrek asır boyunca ülkeyi CHP yönetmiş olsaydı ve bugün bu itiraflar yapılsaydı, meydanlarda en sert hesap çağrılarını kim yapardı?

Demek ki mesele “kim gelirse ne olur” değilmiş. Mesele, erdem iddiasıyla yola çıkıp erdemi koruyamamakmış.

Ve belki de asıl korku şudur: Sandık değiştiğinde sadece iktidar değil, birikmiş siyasi günahların muhasebesi de gündeme gelecek olmasıdır.

Çünkü erdem iddiasıyla başlayan bir yolculuk, çeyrek asır sonra itiraflarla savunma yapıyorsa; mesele artık muhalefet korkusu değil, tarihin vereceği hüküm korkusudur.


© Milli Gazete