menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barış süreci mi dört ayaklı kürdistan projesinin tamamlanması mı

8 0
23.03.2026

Geçen yazımda Milli Görüşçüler için “bu asrın evliyaları” demiştim. Çünkü yıllar önce dünya siyaseti hakkında yaptıkları uyarılar ve ortaya koydukları tespitler bugün yaşanan gelişmelerle birer birer doğrulanmaktadır. Gelinen noktada Milli Görüş’ün ortaya koyduğu bu uyarıları artık görmezden gelmek mümkün değildir.

Nitekim daha yazımın mürekkebi kurumadan, Milli Görüş’ün yıllardır dile getirdiği “dört ayaklı Kürdistan” projesine dair tartışmaların yeniden gündeme taşındığını gördük. Üstelik bu değerlendirmeler artık sadece yorum düzeyinde değil; bizzat ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarıyla uluslararası bir çerçeve içinde dile getirilmektedir.

Barrack’ın “çözüm süreci dört ülkedeki Kürtleri bir araya getirecek” yönündeki ifadeleri, meselenin yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını; Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı kapsayan bölgesel bir perspektif içinde değerlendirildiğini göstermektedir.

Türkiye’nin iç meselesi olduğu ifade edilen bir konuda neden bir ABD büyükelçisi bu kadar açık ve yön verici değerlendirmelerde bulunmaktadır?

Daha da dikkat çekici olan, söz konusu sürecin Recep Tayyip Erdoğan ve İbrahim Kalın tarafından yürütüldüğünü ifade ederek destekleyici bir dil kullanması ve Abdullah Öcalan ile yürütülen temaslara “takdir ve hayranlık” duyduğunu belirtmesidir.

Bir ABD büyükelçisinin Türkiye’nin en hassas güvenlik başlıklarından biri hakkında bu ölçüde açık ifadeler kullanması sıradan bir diplomatik değerlendirme olarak görülemez. Bu tür açıklamalar, sürecin yalnızca iç politik bir başlık olmadığını düşündürmektedir.

Milli Görüş hareketi yıllar önce “dört ayaklı Kürdistan” projesi üzerinden bölgenin yeniden şekillendirilmek istendiğini dile getirmişti. Bugün benzer ifadelerin uluslararası aktörler tarafından açıkça konuşuluyor olması, meselenin yalnızca bir “çözüm süreci” olarak değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.

Çünkü Ortadoğu’da siyasi projeler çoğu zaman doğrudan harita değişikliği söylemiyle başlamaz.

Önce “barış” denir. Sonra “çözüm” denir. Ardından “statü” tartışılır. Ve en sonunda yeni siyasi denklemler ortaya çıkar.

Bugün “dört ülkedeki Kürtlerin bir araya gelmesi” yönündeki ifadeler, bu sürecin bölgesel boyutunun dikkatle değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir.

Ancak burada altı özellikle çizilmesi gereken çok önemli bir husus daha vardır:

Eğer çözüm süreci kapsamında yapılacak anayasa değişiklikleri üzerinden Türkiye’nin üniter yapısı tartışmaya açılacak olursa, o noktada tüm siyasi partiler bu sürece karşı açık ve net bir tavır ortaya koymak zorundadır.

Çünkü üniter yapı sadece bir yönetim modeli değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin siyasi birliğinin, toplumsal bütünlüğünün ve devlet yapısının temelidir.

Bu nedenle böylesine hayati bir konuda atılacak her adım, sadece iktidarın değil; muhalefetin de, Meclis’in de ve milletin tamamının ortak sorumluluğu altındadır.

Bugün yapılması gereken şey sloganlarla değil sağduyuyla hareket etmek; sürecin Türkiye’nin güvenliği, bölgenin dengesi ve geleceği açısından ne anlama geldiğini açık şekilde tartışmaktır.

Bu yüzden bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

Gerçekten bir barış süreci mi yürütülüyor, yoksa yıllar önce dile getirilen dört ayaklı Kürdistan projesinin son adımları mı tamamlanıyor?


© Milli Gazete