menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bayrak ve Sınır Namustur!

7 9
27.01.2026

Nusaybin–Kamışlı sınır hattında Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyetinin kutsalı Türk bayrağına yönelik gerçekleştirilen saldırı ve sınırımızı geçme teşebbüsleri tüm Türk Milletinin birer ferdi olarak hepimizin içini kan ağlatacak şekilde çok derinden üzmüştür.

Bayrak ve Vatan uğruna canlarını vermiş şehitlerimizin manevi huzurunda bizleri utandırmıştır.

Bu basit bir provokasyon denilerek geçiştirilecek bir olay değildir.

Aksine son derece vahim bir olay ve bir meydan okumadır.

Zira, Türk bayrağı sadece bir sembol değildir.

Bir hüküm belgesidir.

Dalgalandığı yerde “burada Türk devleti vardır” diyen egemenlik ilanıdır.

Türk bayrağı;

Rengiyle mübarek ecdat kanını,

Kumaşıyla şehit tenini,

Parıltısıyla zaferlerin ışığını,

Ayyıldız’ıyla hürriyet ve istiklali,

Dalgalanmasıyla kahramanlık ve fazileti,

Dalgalandığı gönderiyle millî iradeyi,

Duruşuyla şeref ve mesuliyeti temsil eder.

Bu bayrak;

Malazgirt’te Alparslan’ın kefenidir,

Çanakkale’de şehidin son nefesidir,

İstiklal Harbi’nde yokluktan devlet çıkaran iradedir.

İşte bu yüzden Türk bayrağı indirilemez.

Çünkü bayrak indirilirse;

Ecdadın kanı inkâr edilir, şehidin emaneti çiğnenir, millî irade tartışmaya açılır.

Türk askeri sancak nöbeti tutarken, sıradan bir nöbet tutmaz.

Yemin eder.

Bu yemin; bayrağın can pahasına korunacağını,

Gerekirse sancağın yere düşmemesi için askerin bedeniyle siper olacağını emreder.

Bu bir metin değil, binlerce yıllık Türk devlet geleneğinin buyruğudur.

Tarihte bu böyledir.

Roma’da sancak düşerse ordu yok sayılırdı.

Osmanlı’da sancak yere düşerse “ordu bozuldu” kabul edilirdi.

Moğol’da tuğ devrilirse kağanlığın kudreti........

© Milli Gazete