menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarih Tekerrür Ederken: Saltanattan Deccal'in Gölgesindeki Demokrasi Masalına

22 0
13.03.2026

"47 yıl önce radikal İslamcılar, Şah yönetimine diktatörlük diyordu; çünkü taht babadan oğula geçiyor ve halkın seçme hakkı yok diyordu. Peki bugün İran İslam Cumhuriyeti'nin eski liderinin oğlunun babasının yerine geçirilmesi diktatörlük değilse, buna ne denir? Tarih tekerrür ediyor."

Bu satırlar, bir okurumun kendine göre derinlikli sorusu. Yine kendi öğretileri ve çevresine göre haklı bir sorgulama. Evet, tarih tekerrür ediyor. Ama asıl mesele şu: Biz bu tekerrürü doğru okuyabiliyor muyuz? Yoksa sadece perde önündeki oyunculara bakıp, perde arkasındaki kukla ustalarını mı ıskalıyoruz?

İran'da olan biten, bir babanın yerine oğlunun geçmesi midir sadece? Yoksa bu, bin yıllık saltanat geleneğinin bir tezahürü müdür? Peki ya Batı'da olan biten? Seçimle gelmiş liderlerin, arkalarında hangi lobilerin, hangi karanlık odakların hangi şeytani yapıların gölgesinde hareket ettiğini görmek için Epstein dosyasından başka bir belgeye ihtiyaç var mı? O dosya, dünyanın en güçlü isimlerinin nasıl bir şebekenin parçası olduğunu, nasıl bir "şeytani düzen"in piyonları haline geldiğini gözler önüne sermedi mi? TRUMP'ın ipini elinde tutan bu şeytani yapı, daha önce Irak'ta Saddam Hüseyin'i, Libya'da Kaddafi'yi bin bir yalanla ortadan kaldırarak Irak ve Libya’ya kan kusturmadı mı? Soykırıma boğmadı mı? Gazze'yi; bebek, çocuk, kadın, yaşlı, sivil ayırmaksızın kana bulamadı mı? Aynı şeytani yapı, binbir yalanla şimdi İran'ı hedef aldı. Göreve gelen başkanların saltanattaki gibi aralarında kan bağı olmayabilir; ancak hepsi bu şeytani yapıyla görünmez bir zincirle birbirine bağlı!..

Kıymetli meslektaşım Ahmet Hakan, geçenlerde İran'daki durumu ilginç bir perspektifle yorumladı. Hakan'ın tespitlerine göre, İran'da "bir numara" olmak, ateşe atılmaktan, ölüme gitmekten, füzelere göğüs germekten farksız. Adam ölümü göze alıyor, ülkenin üzerine bombalar yağıyor, tehdit yağıyor. Böyle bir ortamda "taht" da akla gelmez "şah" da. Bir hafta önce adamın babasını öldürdüler, eşini öldürdüler, çocuğunu öldürdüler. İran, bu adamı başa geçirerek katillere sembolik bir yanıt veriyor.

Hakan haklı. Gerçekten de İran'ın başındaki isim olmak, dünyanın en riskli işlerinden biri. Şimdi birileri çıkıp 'saltanat' diyor. Peki sorarım size; bir insan, uğruna ölecek bir mefkûresi yoksa, ölüme koşa koşa gider mi?

Antichrist'ın Kristal Şeffaflık Oyunu

İşte tam da bu noktada, mesele sadece "babadan oğula geçen taht" meselesi olmaktan çıkıyor. Asıl sorgulamamız gereken, küresel ölçekte işleyen bir sistemin varlığı. Bu sistem, Antichrist'ın düzeni; (Deccal’in Düzeni) hakikatin kristal berraklığında görülmesini engelleyen, insanlığı karanlıkta tutan bir düzen. Ama işin en büyük oyunu şu: Bu düzen, kendini sürekli "şeffaf" ve "açık" olarak tanıtır. Oysa kristal şeffaflığı, aslında bir yanılsamadır, yanıltmadır. Tıpkı kristal bir kürenin içindeki görüntüyü çarpıtması gibi, bu düzen de hakikati çarpıtarak sunar.

Aldatma ve manipülasyonla insanların algılarını ele geçirir.

3T, 1B, 1Y (Telefon, Tablet, Televizyon, Bilgisayar ve Yapay Zekâ) Medya ve kültür endüstrisiyle iyiyi kötü, kötüyü iyi gösterir. Küresel tek tipçilikle tüm farklı kültürleri, inançları ve değerleri yok edip, sadece tüketen ve itaat eden bir insan profili oluşturur. Faiz sistemleri, borçlandırma mekanizmaları ve yapay krizlerle insanları ekonomik köleliğe mahkûm eder. Aileyi, mahremiyeti, insani değerleri yok eder; sapkınlıkları normalleştirir, iffetsizliği yaygınlaştırır. Ve en tehlikelisi: Krizler icat edip, sonra bu krizleri çözeceğini iddia eden sahte kurtarıcılar sunar. Sorunun ta kendisi, çözüm diye pazarlanır.

Bu düzenin beslendiği en büyük kaynak, iman zafiyeti ve maneviyat erozyonudur. İnsanı yaratıcısından kopardığınızda, imanını elinden........

© Milli Gazete