menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahlak giderse, nesil gider! 3T, 1B, 1Y ile kendi ellerimizle yetiştirdiğimiz kayıp nesil

19 0
17.04.2026

Yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Aynı kapıyı çalıyor, aynı hakikati anlatıyorum. Çünkü görüyorum. Çünkü sahadayım. Çünkü bu mesele artık bir teori değil; gözümüzün önünde büyüyen bir gerçek.

Toplumlar bir anda çökmez. Bir millet bir gecede dağılmaz. Önce değerler aşınır. Sonra anlam zayıflar. Ardından kalpler boşalır. Ve o boşluk… mutlaka doldurulur.

Bugün tam olarak bu noktadayız.

Ben yıllar önce “3T 1B 1Y” dedim. Telefon, tablet, televizyon, bilgisayar… bağımlılık ve yapay zekânın yanlış kullanımı. Bu sadece bir kavram değildi. Bu, yaklaşan tehlikenin haritasıydı.

Ve bugün soruyorum: Biz çocuklarımızın kalbini neyle dolduruyoruz?

Bir Çocuğun Kalbi Boşluk Kabul Etmez

En net cümlem şudur: Bir çocuğun kalbi boş kalmaz.

Eğer bir çocuk evinde değer görmüyorsa, hayatın anlamını öğrenemiyorsa, ahlakla tanışmamışsa…

Onun içinde bir boşluk oluşur.

Ve o boşluk tehlikelidir.

Çünkü o boşluğu artık siz dolduramazsınız. O boşluğu ekran doldurur. Algoritma doldurur. Dijital dünya doldurur.

Bugün çocuklarımızı büyüten biz değiliz.

Artık Çocuklar Büyümüyor, Yönlendiriliyor

Şunu açıkça söylüyorum: Bugün yapay zekâ sadece bir araç değildir.

Bir yönlendiricidir. Çocuğun ne izleyeceğini, neyi merak edeceğini, neye güleceğini, hatta neye öfkeleneceğini belirleyen bir sistemle karşı karşıyayız.

Bu durumda çocuk büyümez.

Eğer biz devre dışı kalırsak, yerimizi başkaları alır. Ve o “başkaları” sizin değerlerinizi taşımaz.

Mana Çekilirse Yerine Gelen Şey Bellidir

Bir çocuğun hayatından mana çekilirse yerine üç şey yerleşir:

Bugün çocuklarımız beklemeyi bilmiyor. Sabretmeyi öğrenmiyor. Sonuç düşünmüyor.

Çünkü dijital dünya ona şunu öğretiyor: “İstediğin her şey şimdi olmalı.”

Ama hayat böyle değil.

Gerçek hayatla bağ kopunca, çocuk iç dünyasında kırılır. Bu kırılma zamanla öfkeye dönüşür.

Ve o öfke… bir gün dışarı taşar.

Şiddet Artık Normalleşti

Televizyonu açın. Dijital platformlara girin.

Mafya karakterleri kahraman.

Silahlar sıradan bir eşya.

Şiddet bir çözüm yöntemi.

Bir çocuk bunu bir kez görse mesele değil.

Ama her gün, saatlerce maruz kalırsa…

Şu değişim başlar: Şiddet rahatsız etmez.

İnsan hayatı sıradanlaşır.

Vicdan, tekrar eden görüntülerle körelir.

Ve bir gün o çocuk, ekranda gördüğünü gerçek hayatta dener.

Bugün okullarda yaşananlar sürpriz değil.

Bu, gecikmiş bir sonuçtur.

Hâlâ Yanlış Yerde Arıyoruz

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan o acı olay…

Toplum olarak yine aynı hatayı yaptık.

Faile baktık… ama derine inmedik.

Annesinin öğretmen oluşuna takıldık, babasının üst düzey emniyet mensubu olmasına odaklandık.

Mesleklere baktık, unvanlara baktık, statülere baktık…

Ve buradan bir “açıklama” çıkarmaya çalıştık.

Oysa gözden kaçırdığımız şey şuydu: İnsan, sadece ailesinin mesleğiyle açıklanamaz. Bir çocuğun kimliğini belirleyen; evdeki unvanlar değil, kalbine ne verildiğidir.

Biz tabelalara baktık, iç dünyayı göremedik. Görüneni konuştuk, görünmeyeni sorgulamadık ve asıl gerçeği kaçırdık.

Artık çocuk sadece aileyle büyümüyor. Ekranla büyüyor.

Medyayla şekilleniyor.

Algoritmayla eğitiliyor.

Bu yüzden mesele kişisel değil.

Bu bir sistem meselesidir.

“Kişisel mi, Sistematik mi?”

Görmek İstemediğimiz Dijital Tehdit

“Bir daha ifade etmek istiyorum; olay sadece bir öğrencimizin gerçekleştirdiği KİŞİSEL bir hadise, bir terör hadisesi değil.”

Sayın Bakan’ın bu sözleri, kamuoyunu yatıştırmaya dönük bir açıklama olarak sunuldu. Ancak sahaya bakan, veriyi takip eden ve dijital dünyanın gerçeklerini bilen herkes için bu cümleler yeterli değil. Hatta eksik. Çünkü mesele artık tekil bir olay olmaktan çoktan çıkmış durumda.

İki gün üst üste........

© Milli Gazete