Vatan denen mehlika
Anguzu tepeden aşağılara bakıp düşündüm de.
Nasıl geldiler buralara.
Feth Ahmet ve yoldaşları.
Hangi sevdalarla yola çıkıp,
Candan tatlı canan olan yurt için,
Tatlı canlarından vazgeçtiler.
Her ellerinden alınmak istendiğinde Harput.
Şövalyeler birlik olup toparlanıp geldiklerinde.
Süt kalesinde vurulup,
Yemyeşil fidanlar olarak dirildiler.
Ulu kayalarda çarmıha gerildiler.
Kolları bacakları ayrılıp,
Kefenlenecek bedenleri bulunamadı.
Otağtepe’den baktığım Asitane’de de aynı süveyda.
Bu kez Feth Mehmet’in düşlerini süsleyen güzeldi,
Has bahçenin gülü için can vermeye hazırdı kendisi ve yoldaşları.
Her gidenle, her düşenle, her yıkılanla darmadağın olsa da.
Kavuştuğunda hayalini kurduğu afitapa.
Gayrı onu korumaya adanmıştır canlar.
Kimilerinin hâlâ yasını tuttuğu,
Emperyalistlerin hıncını almak için türlü tuzaklarla kuşatılsa da,
Modern zamanın erenlerinde de artan cazibesi.
Yan bakana dahi tahammül edemeyen o kara sevda.
İsrail hapishanelerinden gelen çığlıkların uykuları haram eden bir çağda.
Vatanlarına ölümüne sevdalananlara biçildi idam gömlekleri.
Burunlarında evlat kokusu,
Anne, baba, kardeş özlemi.
Lakin sinelerini yakan vatan isimli afitapa dikmişti gözünü katiller.
Bu uğurda ailelerini kaybettiler,
Vücutlarından uzuvlarını yitirdiler,
Elsiz, ayaksız kaldılar.
Öpmeye doyamadıkları bebeklerini, parçalanmış yüzlerine bakamadan verdiler kara toprağa.
Efsunlu yurtlarından vazgeçemezlerdi işte.
Bu sürurdan uzaklaşmadıkları için atıldıkları zindan yetmezmiş gibi,
Ölüm fermanları yazıldı üstüne üstlük.
Diri diri ateşte yakılıp ihrak bin-nar olsalar da,
Su destisi senek, ellerinden alınsa da; iltifat mektubu yurtlarına.
İran’ın aziz coğrafyası da nasibini aldı sapıkların ihtirasından.
Genç kalabilmek için köhne bedenlerine dinçlik aşısı olmak üzere bebeklerin kanını içen, etini yiyen yamyamlar,
Başkalarının vatanına, petrolüne, madenlerine göz diktiklerinde.
Sandılar ki başlarındaki komutanları, dini liderleri katledince çözülecekler.
Şimdi rejim yanlısı, muhalefeti birlikte ağlamaktalar vatanlarına.
Açığı kapalısı İranlı kadınlar kollarından sıyırdıkları son bilezikleri, son yüzüklerini yurtlarına armağan olarak bağışlamaktalar.
Kendisinden sığınağa inmesi istenen Hamaney,
“Doksan milyon İranlı’nın hayatı tehlikedeyken, inmem sığınağa, saklanmam” dediği için şehit ediliyor.
Nisan baharda doğan 86’lık delikanlı,
Şubat kışta katlediliyor.
Ay yüzlü, güneş bakışlı mehlika vatan ilham oluyor takipçisi gençlere.
Dildâde olup gönül vermişlerdir.
Bu güzel şehadet tutuşturuyor özgürlük mücadelesini.
Dindarı seküleri ile bir millet,
Yüce utkuya kilitlenip, vatanın dilfiruz yüzünde ferahlık bulup, el ele verip,
Direniş yemini ediyorlar dağ gibi büyüyen bir umutla.
