Tekkede iftar ve Biksad
Çocukluğumda ve gençliğimde Kanlıca ile Kavacık’ın kesiştiği yerdeki tekke ile aşina idim.
Âsitâne’nin en güzel tekkesi idi.
Henüz etrafında yapılaşma yoktu.
Annemler ve mahalleden komşu kadınlar toplanır, sarmalar sarılır, börekler açılır, tekkeye piknik yapmaya gidilirdi. Önündeki kocaman çamlara ipten salıncaklar kurulur, şen kahkahalar inletirdi ortalığı.
Kocaman bir meyve bahçesi içerisinde konumlanmıştı, lakin ahşap bina haraptı. Tekkelerin 1925’te kapatılması ile yalnızlığa terkedilmişti. Bekçisi çok yaşlı bir kadındı.
Tekke, 1700’lü yıllarda Ataullah Efendi tarafından kurulmuş, vakfiyesi ise Ataullah Efendi’nin damadı ve halefi Amasyalı Şeyh Ubeydullah Efendi tarafından tanzim edilmiştir. 1905 yılında harap durumda iken yakınında bulunan Kavacık çiftliğinin sahibi ve Prenses Fatma Hanımefendi’nin eşi Mahmud Sırrı Paşa tarafından tevhithanesiyle türbesi kâgire çevrilmek suretiyle yeniden ihya edilmiştir.
Metruk tekke, zamanla tekrar harap olmuştu.
Tekkenin tevhithane, türbe ve harem-selâmlık bölümleri bulunmaktadır. Sekizgen planlı tevhithaneden türbeye bir kapı açılmaktadır. Harem-selâmlık binasının zemin katında, mutfak ve kahve ocağı yemeklerin hazırlanmasında kullanılmaktadır. Hazirede, önemli Osmanlı mezar taşları bulunmaktadır.
2006’da Alvarlı Efe Hazretleri İlim ve Sosyal Hizmetler Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden tahsisen devralınan yapının 2010’da aslına uygun olarak restorasyonu tamamlandı.
14 dönümlük bir arsa üzerine oturan yapının bahçesi, “İslam Medeniyeti Sanat Bahçesi” adı altında neşv-ü nema buldu. Ahşap kameriyelerle manzaranın seyredildiği bahçe; ağaçlar, laleler, sümbül, zerrinlerle adeta cennetten bir kare.
İki tarihi koru olan Mihrabat ve Hidiv korusu arasında, tekke ve bahçesi İstanbul’ un en güzel köşelerinden biri. İnce yürekli, merhametli, zarif insanlar yetiştirmek üzere kurulan tekke bugün yeniden ayakta.
Yapının bir bölümü, hattat Hüseyin Kutlu önderliğinde kendi alanında yetkin sanatkârlar tarafından 2009 yılında kurulmuş olan Biksad (Bilim Sanat ve Kültür Derneği), kullanımına tahsis edilmiş.
Biksad Sanat Atölyesi'nde Hüsn-i hat, tezhip, minyatür, şükûfe, ebru, Osmanlı Türkçesi, ney, kanun, tanbur, ud, bağlama kursları verilmekte.
İşte bu tarihi tekkede önceki akşam bir iftara katıldık.
Çocuklarımızın kendi kültürünü unuttuğu bir düzlemde, huzur senfonisi eşliğinde; yönetimde bulunan hanımefendilerin tıpkı Baciyan-ı Rum teşkilatının mensubu olan nenelerimizin bin yıllık asaletiyle misafirlere hizmet etmesi karşısında çok duygulandık. Herkesle, çocuklarla ayrı ayrı ilgilenen bu muhterem hanımlar, çoğu meslek sahibi öğretmen, avukat, hemşire ya da ev hanımı; işlerinden çıkıp gelmişler vakıf işleriyle ilgilenip insanlara hizmet etmekteydiler.
Hidivlerin kızı Prenses Fatıma’dan beri kadın eli, şefkati hep üzerinde idi tekkenin.
Türbe yanı başımızda idi ve kapısı açıktı adeta Ataullah ve Ubeydullah Efendiler yanlarında eşleri ile kabirlerinden kalkıp iftarın maneviyatını artırdılar. Yaşam ve ölümün bu yan yanalığı, kadim kültürümüze has bu inceliği anlatılamaz bir güzellikti.
Hoş döşenmiş tekkenin sürprizi bu kadar değildi. Sanatkâr hanımefendilerin bizi davet ettiği, aharlı kâğıtların binlerce yumurta ile yapıldığı sanat atölyesine gittiğimizde; hatların yazıldığı ipek ve keten kâğıtlar karşısında hayran kaldık.
Hat sergisine geçtiğimizde ise artık görkemli sanatımızın zirve eserleri olan Endülüs, Babür, Selçuklu, Osmanlı, Türkmen, Irak yöresinin; kufî, celis, sülüs, talik hatları ile yazılmış Mushafların muazzam ışığı yanında gözlerimiz kamaştı adeta büyülendik. Nefis bir porselen sanatının ögeleriyle süslenmiş salonda, İslam coğrafyasının baş döndürücü güzellikteki sanat eserleri olan hatların karşısında sarhoş olduk. Bu muhteşem eserlerden ayrılmak ne kadar zordu. Batı’nın hiçbir kulvarda asla yarışamayacağı büyük sanatımızla ve bu sanatı yaşatan başta hattat Hüseyin Kutlu olmak üzere bütün sanatkârlarımızla gurur duyduk.
