menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müslümanca duruş

110 0
08.03.2026

Dünyada yaşadığımız hayatın özgünlüğü de özgürlüğü de çoğu zaman büyük söylemlerle değil, küçük ama belirleyici tercihlerle şekillenir. İnsan hangi düşünceyi savunduğundan çok, zor zamanlarda nerede durduğuyla tanınır. Duruş, kelimelerin ötesinde bir ahlâk meselesidir. Özellikle Müslüman için bu durum daha da belirgindir; çünkü İslam yalnızca bir inanç sistemi değil, aynı zamanda bir adalet iddiasıdır. Bu iddia ise insanın kalbinin kiminle attığı sorusuyla doğrudan ilgilidir. Bir Müslüman’ın kalbi mazlumlarla çarpmıyorsa, dünyaya dair bütün söylemleri anlamsızlaşır.

Modern çağın en büyük çelişkilerinden biri, insanlığın ahlâkî duyarlılığını kaybetmeden ideolojik konumlanmalarını sürdürmesinin giderek zorlaşmasıdır. Bugün insanlar çoğu zaman adaleti değil, tarafı savunur hale gelmiştir. Bir ülke, bir ideoloji ya da bir siyasal kamp aidiyetlerin merkezine yerleştiğinde, zulüm bile görmezden gelinebilir. İşte tam bu noktada Müslümanca duruş, bütün bu ideolojik kabukları aşan bir vicdan çağrısıdır. Çünkü Müslüman için adalet, coğrafyaya göre değişen bir kavram değildir.

Kur’an’ın dilinde mazlumun kimliği değil, maruz kaldığı haksızlık önemlidir. Bu nedenle Müslüman, mazlumu önce insan olarak görür. Bu yaklaşım modern politik söylemin oldukça dışında bir yerde durur. Zira modern siyaset çoğu zaman insanı değil çıkarı merkeze alır. Bir devletin stratejik çıkarları, bir ideolojinin meşruiyet arayışı veya küresel güç dengeleri, çoğu zaman insanın çektiği acının önüne geçer. Oysa Müslümanca bakışta bu hiyerarşi tersinedir: İnsan hayatı bütün hesapların üzerindedir.

Bugün dünya siyasetinde konuşulan birçok meselede bu ahlâkî pusulanın kaybolduğunu görmek zor değildir. Bir ülke hakkında konuşurken ilk refleks çoğu zaman şu sorular olur: Hangi blokta yer alıyor? Hangi stratejik hesapların parçası? Hangi ideolojik kampın temsilcisi? Bu soruların hepsi siyasetin doğası gereği önemlidir. Ancak mesele yalnızca bu sorulara indirgenirse insanın trajedisi görünmez hale gelir. Müslümanca duruş tam da bu noktada devreye girer ve bize şu soruyu hatırlatır: Zulme uğrayan insan nerede?

İdeolojisini, dünyayı algılayışını ya da siyasal sistemini beğenmeyebilirsiniz. Bir ülkenin yönetimini eleştirebilir, politikalarını yanlış bulabilirsiniz. Bu oldukça doğal bir tutumdur. Ancak bir toplumun üzerine zulüm yağdığında, o toplumun bütün siyasi hatalarını sayarak susmak, ahlâkî bir tutum değildir. Çünkü zulüm karşısında tarafsızlık, çoğu zaman zalimin lehine işleyen bir sessizliktir.

İslam düşüncesinde mazlumun yanında durmak, romantik bir duygusallık değil, doğrudan doğruya imanla ilişkili bir sorumluluktur. Peygamberin hayatına baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Mekke döneminin en belirgin özelliği, güçsüzlerin ve kimsesizlerin yanında durma cesaretidir. Bu tavır yalnızca Müslümanlara değil, bütün mazlumlara yönelikti.........

© Milli Gazete