Kim bilgisi
Kim olduğunu unutmak, insanın yalnızca yönünü değil, anlamını da kaybetmesidir. Bu unutma hali, bireyin kendisini var eden değerler bütününden kopuşunu, dolayısıyla kimliğinin içten içe aşınmasını beraberinde getirir. Oysa insan, kim olduğunu bildiği ölçüde neye itiraz edeceğini, neyi savunacağını ve hangi istikamette yürüyeceğini tayin edebilir. Kimlik bilgisi, yalnızca bir aidiyet beyanı değil; aynı zamanda bir ahlaki pusula, bir varoluş iradesidir. Bu pusulanın bozulduğu yerde ise yönsüzlük başlar; yönsüzlük ise zamanla edilgenliği, edilgenlik de kaçınılmaz olarak manipülasyona açık bir zemin ve zihin üretir.
Bugünün dünyasında, bir dava bilinci taşıyan, ahlaki bir duruş sergileyen ve gerektiğinde itiraz edebilen özneler giderek “tehdit” kategorisine yerleştiriliyor. Buna karşılık, mevcut düzenlerle uyumlu, statükoyu sorgulamayan ve hatta onunla iş birliği içerisinde varlık gösteren unsurlar “makbul” kabul ediliyor. Bu durum, yalnızca siyasal bir tasnif değil; aynı zamanda zihinsel ve ahlaki bir dönüşümün de göstergesidir. Çünkü burada mesele, kimlerin güçlü olduğu değil, kimlerin hakikate sadık kaldığıdır.
Bir dava ve hareketin özgünlüğü, tam da bu noktada belirginleşir: Statükonun ürettiği konfor alanlarını reddedebilme cesaretinde. Özgürlük ise yalnızca dışsal baskılardan kurtulmak değil; içsel bağımlılıklardan da arınabilmektir. Eğer bir hareket, kendi düşüncesini üretmiyor, eleştirel aklı işletmiyor ve yalnızca mevcut sistemin sınırları içerisinde var olmayı kabulleniyorsa, o hareket özgünlüğünü yitirmiş demektir. Çünkü özgünlük, taklit etmeyi değil, inşa etmeyi gerektirir.
Ne var ki günümüzde, özellikle İslami kimlik bağlamında ciddi bir anlam daralması yaşanıyor. İslam, birçok........
