Ağabey diyor ki; ya ben nerdeyim
Malum, Hafaza melekleri, kulların iyi ve kötü bütün amellerini yazmakla vazifeli olan meleklerdir. Allah buyuruyor ki; “Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür” (Zilzal/7), “Kim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal/8) Zamanı geldiğinde insana ameli gösterilir, insanlar yaptıklarını görürler. Bu konuda ıskalama yoktur. Çünkü İlâhî kameralar insanları gözetlemektedir. Defter-i Kebir’e kaydedilenlerin hiçbirisi zayi olmaz. Hiç kimsenin yaptığı da yanına kâr kalmaz.
Yani insan, kontrol altındadır. Onun için hayırlı işler yapmaya çalışmalı, hem kendisine hem de milletine faydalı olmalıdır. Millete ait olanları korumalı, makamlarını, rütbelerini adilane olarak kullanmalıdır. Zira ömür baki değil, fânidir. Herkes ölümü tadacağını unutmamalıdır. Ayrıca Allah kulun yaptıklarını bilen, aynı zamanda duyandır. Bu esaslar kulaklara küpe olmalıdır.
Unutmamak gerekir ki; dünyada Rahman olan Allah’a kulluk etmek izzettir. Şeytana ve nefse kulluk ise zillettir. Onun için kimin, neyin karşısında, neden durduğumuz önemlidir. Bir başka ifade ile kimin, neyin yanında, niçin bulunduğumuz da önemlidir. Yani firavunlara karşı durmak yetmez, Musa'nın yanında durmak gerekir. Bilindiği üzere, ancak içinden aydınlananlar, dışına ışık verebilir. Nitekim az bilen insanlar çok konuşur, çok bilenler de az konuşur. Hafaza melekleri bunların tamamını kaydetmektedir.
Önemli olan, ömrü müspet olan fiillerle beslemektir. Bu da imanla alakalıdır. “İman hem nurdur hem de kuvvettir. Hakiki imana sahip olan kâinata meydan okuyabilir.” (Said Nursi) Yanlışlara boyun eğmez, haramla ilgilenmez.
Dünyada kalıcı değiliz. Rahmetle anılmak varken, lânetle hatırlanmak çok acı olur. Onun için her konuda temkinli davranmak, insan olmanın gereğidir. Hemen belirtelim ki; suya düşünce gül, su kuşu olur bülbül. Çünkü........
