Kur’an’sız ve İslamsız Olmaz
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hz. Âdem, ilk insan ve ilk peygamberdir. İlkel değil medenidir. Okuryazardır. Ona okuma ve yazmayı Hz. Cebrail öğretmiştir. O’na kitap olarak on sahife verilmiştir. O’nun evlatlarına tebliğ ettiği din İslam dinidir. Bugün okullarda okutulan tarih tezi Yunan tezidir ve 19. yüzyılın başlarında uydurulmuş bir hurafedir. İnsanlık ve İslam tarihi Hz. Âdem’in yaratılmaya başlandığı andan itibaren başlar. Allah katında din tekdir, o da İslam’dır. İnsanlık tarihinin gelişmesine uygun olarak gönderilen peygamberlerin tebliğ ettikleri dinde inancın temel esasları aynıdır. Biz Amentü ile bu esasları ortaya koyuyoruz: Bu esaslar şunlardır: 1. Allah'a, 2. Meleklere, 3. Kitaplara, 4. Peygamberlere, 5. Ahiret gününe, öldükten sonra dirileceğimize, 6. Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmaktır. Zamandan zamana değişen sadece o devrin gereklerine uygun olarak bildirilen ibadetlerin şekilleridir. Hz. Muhammed, son peygamberdir ve Allah, O’na hak kitap olarak Kur’an’ı indirmiştir. Kur’an’ın ilk öğretmeni ve örneği Peygamber Efendimiz’dir. Kitap ve Sünnet’le bize bildirilen İslam’ı bir haritaya, Allah’ın insanlara verdiği akıl nimeti de pusulaya benzetebiliriz. Saadet için hem İslam hem de akıl lazımdır. Ama yalnız akıl ile saadete ulaşılamaz. Nitekim bir insan bir gece vaktinde büyük bir ormanda kaybolsa ve kurtulmak istese, bu ormanın içinde ve arkasında ne var, nereye giderse kurtulabileceğini nasıl tayin edebilecektir? İnsan aklını kullanıp gökyüzüne baktığında Büyük Ayı, Küçük Ayı görecek, bunlar vasıtasıyla yönleri tespit edecektir. Yönleri tespit ettikten sonra hangi yöne giderse kurtulabileceğini aklıyla bulması mümkün değildir. Acaba kuzeye gitse o ağaçların içinde veya arkasında bataklıklar, timsahlar, uçurumlar var ise kuzeye gitmesi ne işe yarar. Ne taraf emindir, ne tarafta kurtuluş vardır, ne tarafta tehlikeler vardır bunu bilecek olursa ancak o zaman kendisini kurtarabilir. Bu ise akılla bilinemez. Bunun bilinebilmesi için, bu ormanın içinde ve arkasında kendisi için iyilik mi var, yoksa kötülük mü var. İşte bunu gösteren bir haritaya ihtiyaç vardır. O harita İslam’dır. İnsanlar saadet yolu olan İslam’ı esas alırlarsa, burada gösterilmiş olan hak ve adalet ölçülerine dayanan bir düzen kurarlarsa ve Peygamber’i kendilerine en güzel örnek edinirlerse bu takdirde dünyada da, ahirette de saadet bulurlar.
Kur’an’ı, Kur’an-ı Kerim’den öğrenelim. Enam 155: “İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin.” Al-i İmran 138: “Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” Araf 3: “Rabbinizden size indirilen Kur’an’a uyun, O'ndan başka lider ve önderlerin ardında gitmeyin. Bu öğüdü aklınızda ne kadar da az tutuyorsunuz.” İbrahim 1: “Elif. Lam. Ra. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” Kur’an, Allah kelamıdır. Onsuz ilimler ilim olamaz, hayatını Onsuz yaşayan insanlar saadet bulamazlar. O her bakımdan insanlar karanlıktan aydınlığa kavuşsunlar diye gönderilmiş bir şefkat kitabıdır. Kur’an-ı Kerim’de: 1. Kâinatın yaratılış sırları, 2. Bütün ilimlerin temel esasları, 3. Dünya hayatının saadet esasları, 4. Ahiret hayatının saadet esasları, 5. Hayatın iman ve cihat olduğu gerçeği vardır. Meşhur âlimlerden Ebu Bekir İbni Arabi, ‘Kanun Et Tevil’ adlı eserinde, “Kur’an 77450 kadar ilmi ihtiva etmektedir” demektedir.
Müslüman olabilmek için bir insanın, Kelime-i Tevhidi yani (Lailahe İllallah Muhammedün Resulülah) sözünü bilerek kalbiyle tasdik edip, diliyle söylemiş olması gerekir. Kelime-i Tevhid’in manası ise Allah'tan başka İlah yoktur, Hz. Muhammed Allah'ın elçisidir demektir. Ancak bu sözün iyice anlaşılabilmesi için İlah kelimesinin manasının iyice bilinmesi gerekir. Bu kelimenin sözlük anlamı incelendiğinde görülür ki, 4 ana mana birlikte ifade edilmektedir. İlah kelimesinin ifade ettiği dört ana mana: 1. Ancak kendisine kulluk yapılacak, 2. Ancak kendinden yardım istenilen, 3. Rızası gözetilecek, 4. Hak ve adaleti tanzim edici, kanun koyucu manalarıdır. Kelime-i Tevhid’i söyleyen bir insan: “Ey Rabbim; ben inanıyorum ki Allah'tan başka kulluk yapılacak, kendinden yardım istenecek, rızası gözetilecek kimse yoktur. Hak ve adalet esaslarını ancak Allah tayin eder. Hz. Muhammed, Allah’ın elçisidir. Kendisine Cebrail vasıtasıyla indirilip bize tebliğ ettiği bu Kur'an-ı Kerim Allah’ın kitabıdır ve bu kitapta bize bildirilen hak ve adalet ölçüleri, insanlığın saadetinin temel esaslarıdır. Ve ben işte bu hak ve adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması, bütün insanlığın dünyada ve ahirette saadete ermesi için bütün gücümle çalışacağım” demiş olur. “Kelime-i Tevhid’i" söyleyip Müslüman olmanın manası budur. Kur’an’ın emirlerine uymak saadettir, uymamak ise felakettir. Allah; Maide 44: "Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." Maide: 45: "Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir." Maide 47: "Kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir" buyuruyor. Bir insan, Allah'ın Kur'an-ı Kerim’de bildirdiği hak ve adalet ölçülerinden ayrılırsa zalim olur. Ne yazık ki kendisine cüz-i irade verilen insanoğlunun hepsi Allah'ın emirlerine uyup, yeryüzünde hak ve adaletin hâkimiyeti için İslam yolunda çalışmıyor. Nefislerine uyup, şeytanın tesiriyle zulüm ve şer için çalışıyorlar. Bu bilgiler ışığında Millî Görüş’ü yeniden okumaya ve anlamaya çalışalım. Selam hidayete tabi olanlara…
