İşbirlikçi Münafıklar
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Ülkede ve dünyada meydana gelen hak-batıl mücadelesi olaylarını Kur’an’la okumak bizi isabetli sonuçlara götürür. İslam’ı din ve düzen olarak yaşamayan her fert ve toplum zalimdir.
Peygamberimiz, Medine’ye hicret edip orada İslam devletini kurduğunda, Medine’de yaşayan üç Yahudi topluluğu ile ayrı ayrı barış anlaşması yaptı. Bu kabileler; Beni Nadir, Beni Kaynuka ve Beni Kurayza idi. Bu kabileler üç ayrı zamanda anlaşmayı bozdular. Anlaşmayı bozan kabilelerden birisi de Beni Nadir kabilesi idi. Nadir Oğulları Peygamberimiz kendilerini bir meseleden dolayı ziyaret ettiğinde, suikast düzenleyip O’nu öldürmek istediler. Bunu haber alan Peygamberimiz hızlıca oradan ayrıldı. Peygamberimiz, hicretin 4. senesinde Nadir Oğulları yurdunu kuşattı ve bu kuşatma sonunda Nadir Oğulları sürgüne gönderildi. Bu olay Kur’an’da Haşr suresinde anlatılmaktadır. Bu surede anlatılan olaylardan birisi de Medineli münafıklarla Yahudiler arasındaki ilişkidir. Münafıklar, o zamanda da, başka zamanlarda da, günümüzde de hep Yahudilerle iş birliği içinde olmuşlardır. Kur’an bu iş birliği olayını şöyle anlatır. Haşr 11-17: “Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkların, ehli kitaptan inkârda ısrar eden kâfir dostlarına: ‘Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinize olacak bir konuda, asla kimseyle işbirliği yapmayız. Eğer siz, savaşmak mecburiyetinde bırakılırsanız, mutlaka size yardım ederiz.’ dediklerini görmüyor musun? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder. Hamdolsun ki, eğer onlar yurtlarından çıkarılsalar, bunlar, onlarla beraber çıkmazlar. Savaşa girmiş olsalar, onlara yardım etmezler. Yardım etmek durumunda kalsalar, kesinlikle arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez. Sizin, münafıkların ve Yahudilerin yüreklerinde meydana getirdiğiniz dehşet, korku, Allah’tan korkularından daha fazladır. Bu, onların anlayışı kıt bir toplum olması sebebiyledir. Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın, müttefik orduları bile kursalar, korkularından sizinle savaşamazlar. Yahudilerin ve münafıkların kendi aralarındaki savaşları ise şiddetlidir. Sen onların birlik halinde olduğunu sanırsın. Hâlbuki kalplerinin atışları farklı, kafaları karışık, düşünceleri darmadağınıktır. Bu, onların akıllarını faydalı kullanamayan, gelişmemiş, cahil bir toplum olmalarından ileri gelmektedir. Yahudilerin ve Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkların durumu, kendilerinden bir müddet önce geçmiş ve müminlere karşı yaptıkları kötülük planlarının cezasını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara can yakıp inleten, müthiş bir de azap vardır. Müslüman görünerek İslam’a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıkların durumu, tıpkı şeytanın durumu gibidir. Şeytan, insana, ‘İnkâr et, nankörlük et’ der. İnkâr edip nankörlük edince de, ‘Benim seninle ilgim yok, senden uzağım. Ben, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’tan korkarım.’ der. Nihayet şeytanın da, aldattığı kişinin de, münafıkların ve Yahudilerin sonu da mutlaka içinde devamlı kalacakları cehennem ateşidir. İşte bu da, yaratılış gayesi dışında yaşayanların cezasıdır.” Kur’an, Yahudiler ile iş birlikçi münafıkların karakter ve yapılarını ve de sonlarının ne olacağını böyle açıklar. Bu ayetler günümüzde meydana gelen olaylar bakımından da bize yol gösterir. ABD ve İsrail’in İran’a ve Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşta İslam ülkelerinin yöneticilerinin takındığı iş birlikçilik tavrı bu ayetlerde anlatılanların tekrarından başka bir şey değildir.
Yolunu Kur’an’la bulanlar için; ABD ve İsrail’in İslam ve hakikat düşmanlığı ortada iken, onlarla iş birliği içinde olmak, yanlıştır. Bugün ABD ve İsrail, güç zehirlenmesi içindedir. Ellerinde bulundurdukları güç ve imkânların her şeyi çözeceğine, hâşâ Allah’ı bile yeneceğine inanmaktadırlar. İşte burada tam bir yanılgı ve cehalet içinde olduklarının farkında bile değillerdir. Devrimden sonra İran, ABD ve İsrail’e karşı kesin bir tavır içinde olmuş, onlarla hiçbir şart altında iş birliğine yanaşmamıştır. İran’ın bu duruşu İslam’ca bir duruştur. İran’ın HAMAS’a tam desteğinin arkasında bu duruş vardır. İran, ağır ambargolar altında bile ABD ve Siyonist İsrail’e karşı elden geldiğince savunma gücünü artırmaya çalışmıştır. Bugün İran’ın ABD ve İsrail karşısında ortaya koyduğu direnişin temelinde bu hazırlık vardır. Şimdi ABD ve İsrail, iş birlikçi ortaklarıyla birlikte şaşkınları oynuyorlarsa, bu inanmışlığın zaferinden başka bir şeyle izah edilemez. İslam’ın gücü, Allah’ın gücüdür. Bu gücü kimse yenemez. Bunu ABD, İsrail ve iş birlikçi münafık dostları erinde geçinde anlayacaklardır.
Allah bize işin aslını telkin ve teklif ediyor: Haşr 18-19: “Ey iman nimetine kavuşanlar, Kur’an esaslarını benimseyip, yeryüzüne hâkim olan salih kullara dâhil olarak Allah’ın emirlerine muhalefetten korunun. Herkes neye öncelik verdiğini, yarına, istikballerine, ahiretlerine neler hazırladığını iyi hesap etsin. Kur’an esaslarını benimseyip, geçmiştekilerin hâkim oldukları gibi, yeryüzüne hâkim olan salih kullara dâhil olarak Allah’ın emirlerine muhalefetten korunun. Allah işleyeceğiniz maksatlı ve şuurlu salih amelleri size haber veriyor. Allah’ı, Allah’ın emirlerini, şeriatını unutan ve bu yüzden, Allah’ın kendilerine kendi haklarını, birbirlerinin haklarını, kimliklerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, işte onlar doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan fasıktırlar, asi ve bozguncudurlar.” İşin aslı budur. Allah’ın ipi olan Kur’an’a, yolu olan İslam’a sarılmaktan başka bir çare yoktur. Biz Allah’ı unutan insanlar gibi olamayız. Bize emredilen budur. Bu hak kapısını tutan hareketin adı Milli Görüş’tür. Milli Görüş’ün temel görevi ise, bu milleti aslına döndürmenin mücadelesini vermektir. Selam hidayete tabi olanlara…
