menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli Görüş tarihi Refah Partisi dönemi-14 / Liderlere siyasi af Refah’ın Vakti Geldi

6 0
17.02.2026

Zaten diri bir örgütlenme içinde olan RP'liler, yeniden aralarına katılanlarla hızlarını daha da artırdılar. Ev toplantıları, araba konvoyları, konferanslar birbirini takip etti.

Araba konvoyları RP'lilerin yeni bir çalışma tarzıydı. Bir köye bile gidilse, örgütten arabaları olanlar toplanıp düğün konvoyu gibi parti bayraklarıyla otuz-kırk veya yerine göre yüz civarında arabayla yola çıkıyorlardı. Düğün konvoyu gibi giden arabalarda bayraklar sallanıyor, ilahiler, marşlar çalınıyordu. Bu konvoylar seçmen üzerinde etkili oldu. RP'liler gittikleri yerlerde ilgi gördüler. Araba konvoyları, halkın nezdinde, RP'lilerin düzenli ve başarmak için azimli oldukları düşüncesini güçlendirdi. Araba konvoyları, RP'ye oy kazandıran en büyük etkenlerdendi.

Erbakan ve diğer hatipler Refah Partisi’ni bu şekilde harekete geçirirken, Demirel de `Bir Bilen' unvanıyla Güniz Sokak'taki evinden DYP'lileri toparlıyordu. Siyasi yasaklı olduğu için sesini Son Havadis gazetesinin yanı sıra Yeni Asya cemaatinin gazete ve dergilerinden duyurabilen Demirel, AP tabanını evine davet ediyor, onlarla görüşerek partiyi hareketlendirmeye çalışıyordu.

Her gün otobüslerle köylerden, kasabalardan insanlar ziyaretine geliyor, Demirel'in elini öpüyor ve konuşmalarını dinliyordu.

Demirel'i ziyarete gelenler ANAP'tan ve ANAP'ın zamlarından, tarımı öldürmeye çalışmasından şikâyetçiydi.

Demirel cebinden bir anayasa kitapçığı çıkarıp konuşuyordu.

“Şikâyet etmeye hakkınız yok. Siz bu 12 Eylül anayasasına oy verdiniz mi, verdiniz. Bunlar olacaktır. Özal'ın da başbakan olması bu Anayasaya oy vermeniz yüzünden.”

“Biz Özal'ı size yakın diye düşünmüştük Beyefendi. Birlikte çalışmıştınız.”

“Ben hiç bir partiye oy verilmemesini söylemiştim. Şayet 12 Eylül Anayasasına yüzde yirmi-otuz hayır oyu çıksaydı, bunların hiç biri olmazdı. Bütün sıkıntıların kaynağı işte bu Anayasa. Seçimde de yüzde yirmi-otuz boş oy çıksaydı, bu iktidar da bunları yapmaya cesaret edemezdi. Ama oldu. Neyse demokrasilerde çare tükenmez. Bundan sonra olacaklara bakalım. DYP'yi

iktidar etmedikten sonra bu sıkıntılardan kurtulamazsınız. Bu benim için değil, sizin için önemli. Halkım için, köylüm için, çiftçim için, işçim memurum için önemli.”

Demirel'i dinleyenler geri döndüklerinde DYP için daha gayretli çalışmaya başladılar.

RP ve DYP gibi, Türkeş'in Milliyetçi Çalışma Partisi, Halkçı Parti ile SODEP'in birleşmesinden ortaya çıkan SHP, tabanlarını toparlamaya çalışıyordu. Bülent Ecevit ise eşi Rahşan Ecevit ile birlikte Demokratik Sol Parti’yi kurmuştu. Ecevit CHP’ye ihanet etmekle, solu bölmekle suçlanıyordu.

ANAP'ın dört eğilimi yavaş yavaş çözülüyor, basında buna çok yer verdikleri için halk da bundan etkileniyordu.

Özal bu durum karşısında bir çıkış yolu aradı. Eski siyasi parti liderlerinin af edilip edilmemesini halka sunmaya karar verdi.

Halkın çoğunun nasıl olsa eski liderleri artık istemediğini düşünüyordu. Büyük ihtimalle halk bu referandumda eski liderlerin af edilmemesini isteyecek ve eski liderler kimsenin yüzüne bakamayacak hale gelip rezil olacaklardı. Hem evet oyu çok çıksa bile Özal eski liderleri af ettirdiği için yine kahraman olacak ve liderler kendisine minnet duyacaktı. Bu da onların ezikliği demekti.

Bazı cemaatler liderlerin affına karşı

Parti içinde böyle bir referanduma karşı çıkanlar çoktu. Eski liderler affedilirlerse yine Türkiye'yi karıştırırlar itirazında bulunuyorlardı. Ama Özal onları dinlemedi. Ona göre eski liderleri halk nasıl olsa sandığa gömecekti. Üstelik cemaat ve tarikatlardan da eski liderlere hayır oyu vereceklerine dair söz almıştı.

Gerçekten de başta Fethullah Gülen cemaati olmak üzere, Kırkıncı Hoca cemaati ve kimi cemaatler eski liderlerin af edilmemesi yönünde oy kullandılar. Özal ve Güneş Taner, gibi ANAP'lılar üzerinde ‘NO’ yazan turuncu tişörtler giyerek eski liderlerin af edilmemesi için propaganda yapmışlar, onların affedilmesi halinde “Türkiye yeniden 12 Eylül'e döner” tehdidinde bulunmuşlardı. Bir bakıma Kenan Evren'in o meşhur konuşmasına benzeyen bu sözler, halk içinde eski liderlerin af edilmesi eğilimini artırmıştı.

6 Eylül 1987'de yapılan referandumda Yüzde 50.25 (11 milyon 654 bin 696 kişi) yasakların kalkmasını, yüzde 49.77 (11 milyon 548 bin 016 kişi) yasakların devam etmesini istiyordu.

Özal referandum sonuçları daha açıklanmadan erken seçim ilan ederek baskın seçime gitti. Eski liderler partilerinin başlarına geçtiler. Hazırlıksız yakalandıkları seçim için kısa zamanda bir çalışmayla Meclis'e girmeye ve barajı aşmaya çalıştılar.

29 Kasım 1987'de seçim yapıldı ve DYP ve SHP yüzde on barajını aşarak parlamentoya girdiler. RP yüzde oylarını artırarak 7.16 oy almasına rağmen barajı geçemediğinden Meclis’e giremedi.

Fakat ANAP'ın gerilediği, dört eğilimin yuvalarına dönmeye başladığı belli olmuştu.

Özal: “Evet oyu düşük çıkarsa istifa edeceğim.”

Turgut Özal, partisinin siyaseten gerilediğini görünce 25 Eylül 1988'de anayasa referandumu yapmaya karar verdi. Anayasada önerilen değişiklikler, 1989 yerel seçimlerinin bir yıl önce yapılmasını sağlayacaktı. Özal, muhalefet kendini toparlayamadan yerel seçimde üstünlüğünü korumaya çalışıyordu.

Siyaset birden hareketlenmiş, mitingler birbirini izlemeye başlamıştı. Özal “Evet” denilmesinden yana meydanlarda propaganda yaparken, muhalefet “Hayır” diyordu. İş Özal’ın güven oylamasına dönüşmüştü.

Bir gece televizyona çıktı ve istediği oy oranına ulaşamazsa istifa edeceğini ve görevi bırakacağını açıkladı.

“Uzun zamandır düşünüyorum. Vardığım kararı şimdi sizlere açıklıyorum. Bu referandumdan çıkacak sonuca göre Başbakanlıktan ve politikadan ayrılacağım.”

Özal’ı destekleyen Hürriyet gazetesi, gazetenin birinci sayfasında sağ üst köşede çerçeve için de “Gitme ne olur” anlamına gelen bir yazı yayınladı.

“Bütün Türkiye Özal’a giderim dedirten gerekçeleri merak ediyor. Neden? Evet Sayın Özal, neden? Siz çekilir çekilmez piyasayı ferahlık mı kaplayacak? Tırmanan fiyatlar baş aşağı mı geliverecek?

Bıçak sırtında gerçekleştirdiğiniz icraat demetine EVET Sayın Özal. Ama böyle bir karara HAYIR. Hele siz meydanı boş bıraktıktan sonra, oraları birtakım serüven heveslilerin doldurabileceklerini de düşününce, BİN KERE HAYIR.”

Aynı gün ikinci manşetin başlığı şöyleydi:

“Özal’a Bursa’da coşkulu karşılama.. GİTME NE OLUR.”

Bir gün sonraki manşetler:

“Özal’ın çekilme kararını duyan IMF, ‘Oh my God’ dedi.

“Özal Evet oyları düşük çıkarsa köşesine çekilecek ve anılarını yazacak.”

Aynı günlerde o zamanlar Özal’a yakın gazeteci Uğur Dündar, Özal’a Şili usulü bir darbe yapılacağı haberiyle manşetteydi.

25 Eylül 1988 günü geldi çattı ve halk sandıklarda oyunu kullandı.

Özal’ın istediği Evet %35, muhalefetin istediği Hayır %65 oy çıktı. Bu sonuç çıkınca Özal’ın istifa edeceği beklentisi oluştu.

Özal ertesi günü Uğur Dündar’ı Konut’a çağırdı ve manşetlik haberi verdi: “ÇEKİLMİYORUM.”

“Özal istifa barajının yüzde otuz olduğunu açıkladı.”

Ertesi günü Hürriyet’in haberine göre bir IMF yetkilisi, “Harika!” demişti.

Bu sonuçla yerel seçimler, yapılması gereken tarihte, yani 26 Mart 1989 tarihinde yapılacaktı. Bütün partiler meydanlara indiler. Gazetelerde, televizyonda reklamlar yayınlanmaya başladı. Sokaklar, caddeler afişlerle, pankartlarla donatıldı.

En ilginç reklam Özal’ın partisi ANAP’ın reklamlarıydı.

Bir belediye başkanı koltuğa oturmuş ve her tarafı sıkıca bağlanmıştı. Altında, “Eli kolu bağlı belediye başkan ister misiniz?” yazıyordu. Yani belediye başkanını bizden seçmezseniz, hükümetten destek alamaz deniyordu.

Özal kürsülerde konuşurken, benzer sözleri söylemekten çekinmiyordu.

“Belediyeleri anarşistlere bırakmayın.”

“ANAP olarak yuvarlanan kartopu gibi büyüyoruz.”

“İsterseniz başınıza İnönü ve Demirel’i getirin.”

SHP ise, limon gibi sıkın reklamları yayınlıyordu.

DYP’liler de Demirel’in mitinglerinde coşkulu kalabalıklar oluşturuyordu.

Türkiye, 26 Mart 1989 yerel seçimlerine hazırlanırken, partiler güçlerini göstermek için kıyasıya bir rekabete girdi. İstanbul, Ankara, İzmir gibi belediyeleri yine ANAP'ın alacağı kesin gibi görünüyordu. Hele başarılı olduğu düşünülen ve basının da desteğini sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın, bu seçimi de büyük farkla kazanacağı gazetelerin anketlerinde yer alıyordu.

Fakat seçime en çok asılan Erbakan’ın Refah Partisi’ydi. Erbakan artık meydanlarda konuşurken, araba konvoyları, kadınların bayrak sallamaları ülkenin her yerinde dikkat çekiyordu. Şimdi sadece mehter marşları çalmıyor, 90’lı yıllara damgasını vuracak Refah’ın Vakti Geldi şarkısı ilk kez bu seçimde her yeri inletiyordu.

El ele tutuşalım Sevgiyle buluşalım

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 15

Belediyeleri ANAP kaybediyor SHP kazanıyor

Refah Partisi tırmanışta


© Milli Gazete