Biz Amerika’yı, sadece İsrail’e saldırırsa destekleriz ama yine de Amerikancı olmayız!
Hani derler ya; "Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil"…
Yine bizim muhafazakâr camianın kafa karışıklığı mevsimi geldi!
“Ama”lı, “fakat”lı konuşmalar başladı.
Sanki tüm ülke onların fikrini merak ediyormuş algısına kapılıp sapkınların İran’ın üzerine çullanması hakkında açıklamalar yayımlıyorlar.
Sonra da açıklamalarına açıklama getirmek için yeni bir açıklama daha yayımlıyorlar.
Kıvranıyorlar, sancı çekiyorlar.
Çok da belli ediyorlar sıkıntılarını.
Tıpkı Irak’ın işgalinde olduğu gibi düpedüz Amerikan uşaklığı yapıyorlar.
Hadi meseleyi biraz yumuşatalım;
“farkında olmadan Amerika’ya uşaklık yapıyorlar” diyelim.
Daha fazlasına dilimiz varmıyor.
Saddam diktatör, ama Amerika demokrasi havarisi!
Kaddafi diktatör, ama Amerika havadan adalet dağıtıyor!
Esad ya da Esed Nusayri, zalim ama Amerika insanlık abidesi!
İran Şia, Amerika (haşa) ehl-i sünnetin kalesi!
Dedik ya Amerika eline silahı alıp Orta Doğu’ya girince bizim muhafazakârlarda kafa karışıklığı başlıyor.
Yine meseleyi yumuşatalım; yaptıklarının, takındıkları tavrın ne anlama geldiğini fark etmeyecek kadar şuursuzlar diyelim.
Yahu en tepesindekinden başlayarak sapkınlığın dibini sergiliyor karşımızdaki topluluk.
Açık açık da kendi sapkın inançlarına bağlılıklarını ilan edip İslam coğrafyasındaki katliamları bunun için yaptıklarını da söylüyorlar.
Kendi coğrafyasının çocuklarına tecavüz edip kanını içiyor, etini yiyorlar.
Allah muhafaza, ümmetin evlatlarına ne yapmazlar?
Hâlâ mı “ama”, “fakat” gibi kıvırma içerisine giriyorsunuz.
Yeryüzüne bunlardan daha aşağılık, daha sapkın topluluk gelmiş midir?
Eğer kıyamet kopmuyorsa, topluca helak olmuyorsak yatıp kalkıp şükredelim.
Kendi imanımız dahi bazen yetmeyebilir, etrafımızdaki rezillikler, Allah korusun bizlerin de helakine sebep olabilir.
Lut kavminin başına gelenlerin bir benzerinden bahsediyoruz.
Aynaya bakın, muhasebe yapın, inancınızın gereklerine sarılın.
İspanya’nın takındığı tavra bakınca bizim muhafazakâr kesimden çıkan çatlak seslerden utanır olduk.
Bazen “insan” olmanın önemini mumla arıyoruz.
Tüm “ticaretini”, tüm “işleyişini” mezhepsel farklılıkları körüklemek üzerine kuran, söylediği en büyük söz ise “mezhepsel taassuplar” olan “hoca” görünümlü tipler türedi.
Allah’ın izni ile bizlerin elinden kimse “ehl-i sünnet bayrağını” alamaz.
Kendimize güvenimiz tam biiznillah!
Bu tipler ya güvensiz ya da kötü niyetli.
Yorumu siz yapın artık.
Elbette ülkemizdeki durum sadece bundan ibaret değil.
Gözleri fal taşı gibi açık...
Birileri “Amerika” dedi mi “kahrolsun” diyen bir topluluk var.
Her zaman ve her şartta!..
Her taşın altına bakmayı asla ihmal etmez bu kesim.
Böyle olunca da yanılmaz ve yanıltmaz.
Kınayanların kınamasına aldanmadan önüne bakar.
Pusulası belli, dostu belli, düşmanı bellidir bu kesimin.
Onun için sağınıza solunuza iyi bakın, kiminle yürüdüğünüze dikkat edin.
Kendimizi sık sık kontrol etmemiz gerek.
Güne her sabah Amerikan ve İsrail karşıtı olarak başlamak gerek.
Bu iki sapkına hem de kemiksiz olarak karşıt olmak gerek.
Ne zaman Tel Aviv’i bombalamaya başlarsa o zaman Amerika’nın yaptığı işin doğru olduğunu söyleriz, o kadar.
Ama yine Amerikancı olmayız, olamayız!
