menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şakîf Kalesi: Bir taştan daha fazlası!

22 0
04.06.2026

Küçüklüğümüzde tarihi eserlerin memleketler ve orada yaşayanlar için ne ifade ettiğini tam olarak kavrayamadığımızdan Harput Kalesi’ne bakarken yüklendiği manayı, taşıdığı hikâyeleri tefekkür etmezdik. Kaleyi, taşlarla inşa edilmiş bir yapıdan ibaret görürdük; bunun ötesini pek düşünmezdik. Henüz restore edilmemiş odalarına girer; duvarlarına bakar ve o günkü kulaktan dolma bilgimizle “Urartular da amma ustaymış” derdik. Yandaki küçük oyuktan kalenin bünyesindeki kiliseye girer; loş ışığında kubbesini inceler, soğuk ve rutubetli havasını teneffüs ederdik. Bazen birimiz rahibin vaaz irad ettiği yere geçer; bir çocuğun masum mukallitliğini olabildiğince sergileyerek şehadet parmağını kaldırır ve “Artık burada tevhid hâkim olmuştur. Ben de kabul ediyorum ki Lâ ilahe illallah Muhammed Resulullah” diye haykırırdı. Gülerek dışarı çıkar; kalenin arkasında; vadiye bakan tarafta çayımızı kaynatırdık. Hüseynik’ten yürüyerek Harput’a varırdık; arkadaki kayalardan kaleye tırmanmışlığımız bile vardı. Belki de çocuk aklıyla kaleyi fetheden cengâverlerin yerini tutmuşuzdur. Yıkık surların gözleri, kalenin ardındaki mahzenleri, yer yer tavanları çökmüş odaları ve bizden önce burada yaşamış binlerce insanın tarihçesini düşünmeden kalenin vadiye bakan yanında türkü söyleyip muhabbete dalmışızdır.

Kalelerin bir taştan daha fazlası olduğunu nice sonraları öğrendik. Artık Harput’un bir manası var ve bizim için saklı mesajlar taşımaya devam ediyor. Kalelerin dili ve taşıdıkları manalar, sadece Harput’a özgü de değil. Hz. Ali’nin tekbir nidalarının yankılandığı Hayber Kalesi’nin, Lala Mehmet Paşa’nın ölümüne vuruştuğu Macaristan’daki Estergon Kalesi’nin, Siyonist Amerikan güçlerine boyun eğmemiş binlerce aslanın boylu boyunca serildiği Afganistan’daki Cenk Kalesi’nin, Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubî’ye karargâh olan Suriye’deki Halep Kalesi’nin taşlarının dile geldiğinde bize anlatacakları öyküler, bu satırlara sığmaz. Tıpkı binlerce kale gibi Lübnan’daki Şakîf Kalesi de yaşadığımız diyarın öyküsünü ve Siyonizm’e karşı mücadelemizi taşlarıyla ve yıkık kuleleriyle anlatmaya devam ediyor.

Zulüm düzeninden özgürlüğe Şakîf Kalesi…

Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye vilayetine gittiğimizde Arnoun (Süryanice Dağ Keçisi) köyünün bir kilometre güneyinde yıllara meydan okuyan bir kaleye ulaşırız. Kale, Lübnan’ın Litani Nehri’ne nazır, sarp bir dağın üzerindedir. Bu kayalığa Şîr derler. Nehir, kalenin doğu tarafından akarak hemen yanından geçer. Kale, nehre doğru dik bir şekilde inen üç yüz metrelik bir uçurumun tepesine yerleştirilmiştir. Üzerinde bulunduğu kayalarla öyle iç içe geçmiştir ki onu bulunduğu dağdan ayrı bir parça gibi değerlendiremezsiniz. Bir tarafı Merciiyyûn ovasına bakar. Yaklaşık beş bin Hristiyan’ın yaşadığı Merciiyyûn’un kırsal bölgelerinde Müslümanların nüfusu daha fazladır.

Şakîf Kalesi’nin deniz yüzeyinden yedi yüz metre yükseklikte oluşu, onu stratejik bir konuma yerleştirdi. Kale, Lübnan, Golan Tepeleri ve Celile üçgeni arasında gururla dikilir ve tüm bölgeyi izler. Bu nedenle tarih boyunca bölgedeki hâkimiyet savaşlarına tanıklık eden kale, Siyonistlere karşı çarpışan direnişçilerin sığınağı olmuştur. Konumun ve öneminin anlaşılması için şu cümleyi vurgulamalıyız: Litani Nehri, İsrail’in günümüzde işgal ettiği Filistin topraklarının dört kilometre uzağındadır.

Romalılar tarafından inşa edilen kale, imparatorluğun güvenliğinin sağlanması ve Lübnan, Suriye ve Filistin bölgesindeki hâkimiyetinin pekiştirilmesi bakımından önemli bir mevkie sahipti. Kale yıllarca........

© Milli Gazete