Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (378)
Galanti’nin îzâhatına nazaran da, iki bin senedir muhtelif memleketlere dağılmış bulunan Yahûdiler, mevcûdiyet ve kuvvetlerini, Tevrât ve an’anelerine merbûtiyetlerine ve aralarındaki teşkilâtlı tesânüde borcludurlar
“Pek çok defa gerek devlet adamlarımız, gerek matbuatımız, Türkiye Yahudilerini Avrupa ve Amerika Yahudileri gibi görmeği arzu ettiklerini beyan etmişlerdir. Bu arzuyu izhar edenlerden bir kısmı, Avrupalı ve Amerikalı Yahudilerin mensup oldukları memleketlerin gayri Musevî vatandaşlarından lisanen, harsen farkları olmadıklarını, tabiri diğerle, Avrupada ve Amerikada bir Yahudi, meselâ Fransada, Fransız ve İngilterede, İngiliz ve Almanyada, Alman ve Amerikada, Amerikan olduğunu beyan ederler; diğer bir kısmı daha ileri giderek, Avrupa ve Amerika Yahudileri, menşelerini ketmettiklerini ve Yahudi namı altında hiçbir hususî müesseseleri olmadığını iddia ederek, ikisi de Türkiye Yahudilerinin Avrupa ve Amerika Yahudileri gibi olmalarını isterler. Tabiîdir ki, istedikleri meşrudur. Türkiye Musevîlerinin memleketlerine olan bağlılıklarını bu eserdeki vesika kolleksiyonları isbat etmiştir. [???] Lisan ve hars cihetine gelince, bunun sebepleri evvelki bölümde uzun uzadıya tasrih edilmiştir. Türkiye Musevîleri ruhî, içtimaî prensipler dairesinde terbiye edilirse, bir Türk Yahudi, kendi memleketine, bir Avrupa Yahudisi kadar ve biraz [daha] fazla merbut olacaktır. Daha merbut diyoruz, çünkü Türk Yahudi, hiçbir vakit memleketinden fenalık görmemiştir.
“Avrupa Yahudilerinin menşelerini ketmettiklerine ve Musevî ismi altında hiçbir hususî müesseseleri olmadığına dair serdedilen iddiaya gelince, bu iddia ahvalin hakikatine tevafuk etmez. Musevî ismi altında Avrupada müessese bulunmadığına dair ileri sürülen iddia, aşağıda dercolunan cedvellerin zengin muhteviyatiyle hem hükümsüz bırakılır, hem de ‘Avrupa Yahudilerinin bu müesseseleri, vatanperverlikleriyle nasıl kabili telif olabilir?’ sualini irad ettirir. Buna cevap vermezden evvel, zâhiren bir tezat teşkil eden bu cihetin sebeplerini arayalım:
“Roma imparatoru (Titus) Yahudilerin siyasî vahdetine son verdikten sonra, Yahudi cemaati başında kalanlar, dağılmış ve dağıttırılmış milletin uzuvları arasında bir vahdet temin etmeğe sâi gayret ederek, bu uzuvların hayatlarını tanzim ve idare eden düstur olmak üzere, dinî mahiyeti haiz üç büyük esas tesbit etmişlerdir:
“Bunlar da: 1) Tevrat, 2) çalışmak, 3) hayırlı eserler [hayır eserleridir]. İbrânicede Tevrat hem din, hem maarif demek olduğundan, bu üç esas ilmî ve asrî tâbirler ile ifade edilecek olursa, bir milletin idamei mevcudiyet eylemesine hâdim olan mâbet ve mektep, çalışmak, tesanüd gibi esas şartları tesbit edilmiş olur. (Galanti 1947: 162-163) [Aslında, burada “Tevrât”la kasdedilen, sâdece (Hz. Mûsâ’ya inzâl olup bilâhare tahrîf edilen) “Tevrât (Torah)” değil, Tevrât’ı da muhtevî olan Ahd-i Atîk̆’tir. Buna, Yahûdiler “Tanah” derler. Tanah, üç grup mukaddes kitabın baş harflerinden meydana gelmiştir: -Beş Kitabı muhtevî- Torah, Neviim (Nebîler) ve Hetuvim (Mezâmir, v.s.)…]
“Yahûdiler, gâyet an’aneperesttir”
“Takriben yirmi asırdanberi siyasî istiklâllerinden olmuş ve mutaassıp Avrupanın bin bir türlü tazyikler[i] altında yaşamış olan Yahudiler, ancak bu üç esas sayesinde tarih sahnesinden çekilip gitmemişler, tâbiri diğerle, bugüne kadar mevcudiyetlerini muhafaza edebilmişlerdir.
“Yahudi tarihi[ni] -gerek Ahdi Atik tarihi[ni], gerek vatanlarından nefyedildikten sonra zamanımıza kadar yazılan........
