menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ergenlerde yeme bozukluklarının görünmeyen yüzü

34 0
30.04.2026

Ergenlik dönemi, bireyin “Ben kimim?” sorusuna cevap aradığı, kimliğini inşa etmeye çalıştığı hassas bir gelişim evresidir. Bu süreçte bazı gençler için öz-değer, giderek daralan bir alana sıkışır. Beden, kilo ve görünüş. Özellikle yeme bozuklukları yaşayan ergenlerde bu durum daha belirgin hale gelir. Artık mesele yalnızca yemek değil, bireyin kendini nasıl gördüğü ve nasıl değer biçtiğidir.

Klinik gözlemler, bu gençlerin iç dünyasında güçlü bir “yetersizlik” ve “değersizlik” inancının yer aldığını göstermektedir. Bu temel inanç, zamanla şu koşullu düşünceye dönüşür. “Zayıf olursam kabul edilirim, sevilirim.” Böylece kilo, yalnızca fiziksel bir özellik olmaktan çıkar, sevginin, kabulün ve değerli olmanın bir ölçütü haline gelir.

Bu noktada ortaya çıkan döngü oldukça tipiktir. Birey kendini değersiz hissettikçe bedenine daha fazla odaklanır, katı diyetler uygulamaya başlar. Ancak bu kısıtlama hali sürdürülebilir değildir. Fizyolojik açlık ve duygusal yük bir araya geldiğinde kontrol kaybı yaşanır ve tıkınırcasına yeme davranışı ortaya çıkar. Bu davranışı yoğun suçluluk ve utanç takip eder. Kişi, kendine yönelik olumsuz değerlendirmelerini daha da artırır ve çözüm olarak yeniden daha katı kurallara sarılır. Böylece döngü kendini tekrar eder.

Burada kritik nokta, yeme davranışının bir “neden” değil, bir “sonuç” olduğunun anlaşılmasıdır. Asıl problem, bireyin kendini değerlendirme sisteminin tek boyutlu hale gelmesidir. Kişi kendini yalnızca bedeni üzerinden tanımladığında, bu alandaki en küçük dalgalanma tüm benlik algısını sarsar.

Bu süreçte aileye de önemli bir rol düşmektedir. Özellikle ergenlerde, ebeveynin yaklaşımı iyileşmeyi ya destekler ya da zorlaştırır. Eleştirel, kontrol edici ve görünüş........

© Milat