Aynanın ardındaki sessizlik anoreksiya nevroza – 2
Görünmeyen açlıklar daha derindir. Bir insanın kendini aç bırakması, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında anlaşılması güç bir davranış gibi görünür. Oysa bu durum, yalnızca yemekle ya da kilo ile ilgili değildir. Çok daha derinlerde, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye dair sessiz bir hikâyeyi içinde taşır.
Anoreksiya nevroza, yüzeyde bir yememe davranışı olarak karşımıza çıksa da özünde yoğun bir kontrol arayışının, bastırılmış duyguların ve ifade edilemeyen ihtiyaçların beden üzerinden konuşma biçimidir. Kimi zaman kişi, hayatının diğer alanlarında kontrol edemediği ne varsa, onu bedeninde dengelemeye çalışır. Yediklerini azaltarak, açlığını yöneterek ve bedenini küçülterek aslında iç dünyasında dağılmış olan düzeni yeniden kurduğunu hisseder.
Bu noktada açlık, sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkar. Kişinin kendine karşı geliştirdiği bir baş etme stratejisine dönüşür. Her geçen gün biraz daha az yemek, tartıda biraz daha düşmek, geçici de olsa bir başarı duygusu oluşturur. Ancak bu başarı hissi, çoğu zaman görünmeyen bir yoksunluğun üzerini örten kırılgan bir örtüden ibarettir.
Toplumun bu duruma yaklaşımı ise genellikle yüzeyseldir. “Biraz yesen düzelirsin” ya da “bu kadar zayıf olmak neden?” gibi ifadeler, iyi niyetli olsa bile sorunun özüne temas etmez. Çünkü anoreksiya bir tercih değil, bir mesajdır. Kişinin dile getiremediği duygularının, ihtiyaçlarının ve çoğu zaman da görülme isteğinin sessiz bir ifadesidir.
Bu süreçte kişi yalnızca kilosunu kaybetmez, aynı zamanda sosyal bağlarını, keyif aldığı alanları ve hayatla kurduğu doğal akışı da yavaş yavaş geride bırakır. Sofralar yalnızlaşır, ilişkilerde mesafeler artar ve kişi giderek kendi iç dünyasının daralan sınırları içinde sıkışır.
İyileşme ise çoğu zaman düşünüldüğü gibi yalnızca yemekle başlamaz.........
