Küresel siyasetin popülistleşmesi
Donald Trump’ın yeniden güç kazanmasıyla birlikte dünya siyaseti tekrar aynı endişeyle karşı karşıya kaldı: Küresel sistem, diplomasiyi küçümseyen, devlet yönetimini kişisel şov alanına dönüştüren ve uluslararası ilişkileri kaba güç diliyle okuyan bir liderin etkisi altında ne kadar ayakta kalabilir?
Çünkü modern dünya düzeni yalnızca askeri güçle değil; öngörülebilirlik, diplomatik denge ve devlet ciddiyetiyle varlığını sürdürebilir. Trump ise yıllardır tam tersini temsil ediyor: kurumsal akıl yerine kişisel ego, diplomatik nezaket yerine meydan okuma ve stratejik sabır yerine anlık gösteri siyaseti.
Trump’ın son basın toplantısında yaşanan kısa ama son derece çarpıcı diyalog, bu sorunun cevabını adeta kristal berraklığında ortaya koydu. Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile İran hakkında konuştuğunu söylerken, bir gazetecinin “Peki Xi buna ne cevap verdi?” sorusuna verdiği yanıt şuydu: “Sustu… cevap vermedi.” İşte tam da bu birkaç kelime, Trump’ın diplomasi anlayışının ne kadar sığ, ne kadar ilkel ve ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye yetiyor.
Çünkü uluslararası diplomasi, mahalle kavgası diliyle yürütülemez. Devletler arasındaki ilişkiler, kameralar önünde kaba cümleler kurup ardından bunu “güç gösterisi” diye pazarlamakla yönetilemez. Trump’ın yıllardır yaptığı tam da budur: Diplomatik zekâyı, siyasi stratejiyi ve uluslararası nezaketi küçümseyerek dünyayı bir televizyon şovuna çevirmek.
Trump’ın siyasi dili yalnızca kaba değil; aynı zamanda derinliksizdir. Her karmaşık sorunu ya tehdit diliyle ya da ticaret pazarlığı mantığıyla ele alıyor. Ona göre dünya, büyük şirket patronlarının masada birbirine bağırdığı bir iş toplantısından ibaret. Oysa İran meselesi, Çin-Amerika rekabeti, Rusya-Ukrayna savaşı ya da Ortadoğu’daki kırılgan dengeler, emlak pazarlığı diliyle çözülebilecek konular değildir.
Trump’ın en büyük tehlikesi de burada yatıyor:........
