menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sırtımızı Yaslayacağımız Dağ: Uhuvvet

43 0
30.03.2026

Söyler misiniz bana; bir anne karnında istikbalin yeni bir insanı için inşa başladığında, o vücuda ne "füzeler", ne sancılar düşüyor? Dokuz ay o sancılarla boğuşarak, sabrederek ve annelik şerefine erişmek için direnerek sonunda evladını kucağına alıyor.

Yediğimiz bir lokma dahi, vücudumuzda zerreler haline gelip hücrelere gönderilene kadar ne tür safhalardan, hangi asit ambarlarından geçerek netice buluyor? Hayatımızın devamı için hücrelerimizde adeta kesintisiz bir mesai yapılıyor. Bir buğday tanesi başak oluncaya kadar neler feda ediyor? Sonbaharın rüzgârını, kışın ayazını, fırtınasını göğüslüyor; üstüne bembeyaz karı yiyor. Donuyor, büzülüyor, sonra yeniden açılıyor ve nihayet baharda sümbül veriyor.

Bir hasta ne sancılar çekiyor, ne ağrılar içinde muzdarip oluyor... Ama Allah’ın Şafi ismiyle sebepler araya giriyor; ilaçla, ameliyatla sonunda şifasına, sıhhatine kavuşuyor. Bizler okumayı öğrenirken dahi önce eğri büğrü, "karışık kuruşuk" çizgilerle başlamıyor muyuz? Sonunda o çizgileri birer birer harflere dönüştürüp şuurla teşekkül ettiriyoruz. O dar geçitten geçtikten sonra bilgi dağarcığımıza yenilerini ekleyerek kemalata eriyoruz.

Hele Allah’ın rızasını kazanmak... Az bir mücadele mi gerektiriyor? Şeytanla meydan muharebesi yapacaksın, nefisle amansız çarpışacaksın; direneceksin, abdestini alıp namazını kılacaksın, haramdan kaçınacaksın ve yaratılış gayeni anlayacaksın ki Rıza-i İlahi’yi kazanabilesin.

Biriyle dost olmak bile bir anda olmuyor. Belli sınavlardan........

© Milat