Kişiler fani, hakikat bakidir
Toplumda din adına konuşan kimi çevrelerin zaman zaman kantarın dozunu kaçırdığına, din adına konuşsalar dahi sözü vahyin ve akidenin sınırlarını aşan noktalara taşıdıklarına şahit oluyoruz. Geçtiğimiz günlerde kulağıma çalınan bir beyan, bu tehlikeli savrulmanın tipik bir örneğiydi. Sözüm ona bir ilim ehli, Hz. Ali efendimizin vefatıyla dindeki hakikatin ortadan kaybolduğunu iddia ediyordu.
İsmi veya sıfatı ne olursa olsun; bu ve benzeri söylemler sadece tarihsel bir yanılgı değil, sahih İslam akidesine de taban tabana zıttır.
Hiç şüphesiz Hz. Ali (k.v.); Efendimiz’in (s.a.v.) "ilim şehrinin kapısı" olarak nitelendirdiği, adaleti, ilmi ve cesaretiyle kıyamete kadar tüm Müslümanların rehberi olan aziz bir şahsiyettir. Ancak İslam, şahısların varlığıyla kaim bir beşeri gelenek değildir. Şayet bu din bir insanın varlığıyla kaybolacak olsaydı, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) irtihaliyle yok olurdu. Nitekim Resûlullah’ın vefatıyla sarsılan sahabeye Hz. Ebubekir’in (r.a.) o tarihi uyarısı tam da bu hakikati haykırıyordu: "Kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a kulluk ediyorsa bilsin ki Allah Hayy’dır, ölümsüzdür!"
Dinin hakikatini tek bir şahsın ömrüyle sınırlandırmak, en başta Cenab-ı Hakk’ın ilahi vaadine gölge düşürmektir. Nitekim........
