Zamanın akışının değiştiği mekân: Galata Mevlevîhânesi
Karaköy’den tramvaya binip 102 saniyede Galata’ya ulaşan yolcuların bir kısmı İstiklâl Caddesi’nde Galata-Taksim seferlerini yapan diğer nostalji tramvayına yöneliyor, biz de... Tünel Meydan Sokak’tan Taksim İstiklâl Caddesi yönüne doğru biraz yürüyüp, durakta bekleyen tramvaya asılarak kartpostallık poz verdikten sonra sağdaki Şahkulu Mahallesi, Galip Dede Caddesi’ne döndüğümüzde, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin seslenişiyle “Gel, ne olursan ol yine gel...” çağrısı yapan kadîm Galata Mevlevîhânesi Müzesi’nin davetine icabet edip cümle kapısından içeriye giriyoruz... İstanbul’un gürültü ve kalabalığından sıyrılıp Galata Mevlevîhânesi’nin kapısından içeriye adım attığımızda âdeta tayy-i zaman ve mekân yolculuğuna çıkıyoruz...
Taşların, kitâbelerin, ağaçların dahası kadîm bir medeniyetin gölgesinde yürürken kulağımız, hesap gününü bekleyen “manevî sultanlar”a mihmandarlık eden türbelerin sükûnetinde; gözümüz, Hasan Ağa Çeşmesi’nin zarafet âbidesi kitâbesinde; ruhumuz, Mevlânâ’nın izini süren dervişlerin asırlardır icra ettiği ritüel ve sembollerle bezeli semâ ayinlerinin sessizliğine ve dahi aşkın kapısında kendinden geçişlerine şahitlik ediyor.
Osmanlı hânedanı mensupları arasında Divan tertip etmiş tek kadın şair olan Adile Sultan’ın Şadırvanı’ndan akan suyun sesi tarihin sessizliğiyle birleşince mekâna, “Sultân-ı Rusûl, şâh-ı mümeccedsin efendim, / Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim...” (Resûllerin Sultanı, yüce kişilerin şâhısın efendim, / Çâresizlere ebedi bir devletsin efendim...) naatıyla ruh veren Divan Edebiyatı’nın son büyük şairlerinden Şeyh Gâlib çıkageliyor... Derin özlem ve teslimiyetin, dahası aşkın kor hâli değdiği herkesi sarsıyor... Semâhâne, şadırvan, dervîşân, hâmûşân ve dahi “ulular meclisi” bu aşk makamındaki coşkun yakarışla birlikte dile geliyor... Mâziden huzur veren bir ney sesi üfleriyor kulaklara, ruhları huzura erdiren bir dua seremonisi başlıyor...
Hû, erenler aşkına Hû...
BURASI OKUYANA ŞİFÂ, DİNLEYENE GIDA...
Burası Galata, Pera ve Beyoğlu’nun içinde başka bir âlem, zamanın akışının değiştiği mekân...
Burası görkemli cümle kapısıyla, kitâbesiyle, Sebilküttâbıyla, Hâlet Efendi ve Şeyh Gâlib Türbesiyle, Hasan Ağa Çeşmesiyle, Hâmûşân (Suskunlar) Hâziresiyle, Mevlevîhânesiyle, Semâhânesiyle, Adile Sultan Şadırvan ve Kuyusuyla zamanın ruhu, İslâm Medeniyeti’nin mütemmim hurûfu... Okuyana şifâ, dinleyene gıda...
Burası nice neyzenin, şairin, düşünürün, mevlevînin feyz aldığı mektep...
Burası mâziyle âtinin hemhâl olduğu, postnişinlerden, dervişlerden geriye kalanlarla gönüllerin aşk makâmına erdiği kadîm mekân... Burası Galata Mevlevîhânesi (Kulekapısı Mevlevîhânesi)...
“Hamdım, Piştim, Yandım” düsturuyla kalpleri fetheden büyük tasavvuf ehli Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin vuslatının üzerinden 753 yıl geçse de, hiç eskimeyen sözleri, eserleri (özellikle Mesnevî’si) ve dahi dervişleri gönülleri kuşatmaya, aydınlatmaya devam ediyor...
MEVLEVÎHÂNE’NİN 434 YILLIK SEYİR DEFTERİ...
Haydi önce mevlevîhânenin biyografik malumat ve secere kayıtlarına göz atalım, bakalım nelerle karşılaşacağız...
İstanbul mevlevîliğinin ilk mekânı fetihten sonra Âbid Çelebi tarafından Fatih Otlukçu Yokuşu’ndaki Kalenderhâne Zâviyesi’nde oluşturulmakla birlikte, Galata Mevlevîhânesi İstanbul’un ilk kurumsal merkez tekkesi (âsitâne) olma özelliğini taşıyor. Galata Mevlevîhânesi, Sultan 2. Bayezid döneminde, Afyon Mevlevîhânesi Şeyhi Semâî Mehmed Çelebi Dede (cezbeli hâli sebebiyle “Dîvâne” olarak da anılan) tarafından 1491’de İskender Paşa’nın Galata’da tahsis ettiği 7 bin 836 metrekarelik bir alan üzerinde kurulmuş.
Galata Mevlevîhânesi’nin Konya Âsitanesi tarafından görevlendirilen meşihat makamındaki Semâî Mehmed Çelebi Dede ile 1491’de başlayan manevî yolculuğu, Sultan 3. Selim Han döneminde postnişin olan dîvan şairi Şeyh Gâlib’le (1791’den şeyhin 1789’da vefatına kadar) en parlak devrini yaşamış...
Bu uzun dönem içerisinde “Kıyâmet-i Suğrâ” (Küçük Kıyamet) olarak nitelendirilen 1509 Zelzelesi ve daha sonra büyük yangına maruz kalan mevlevîhâne, Sultan 3. Selim’in, Sultan 2. Mahmud’un, Adile Sultan’ın, özellikle de bugünkü görünümüne kavuşmasına vesile olan Sultan Abdülmecid’in, Sultan 2. Abdülhamid ve Sultan 5. Mehmed Reşâd’ın himmetiyle asırlarca sarnıcıyla, kuyusuyla, şadırvanıyla, çamaşırhânesiyle, çeşmesiyle, matbah-ı şerifiyle, semâhânesiyle, selâmlığıyla, dedegân hücreleriyle, derviş odalarıyla, mahfilleriyle, Hâlet Efendi ve Şeyh Gâlib Türbeleri’yle, Hâmûşân (Suskunlar) Haziresi’yle hem maddî hem de manevî olarak ayakta kalmayı sürdürmüş.
Onlarca postnişine ve sayısız dervişe ev sahipliği yapan Galata Mevlevîhânesi’nin kutlu yolculuğu 434 yıl sonra 1925’te (13 Aralık 1925 ve 677 Sayılı Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedârlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun gereğince, İstanbul Vilayeti Meclisi Umumi’nin........
