menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dezenflasyon ve aktörler

11 0
22.04.2026

Bir banka genel müdürünün Türk bankacılık tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir çıkışla gerçekleştiği eleştiriler çok konuşuldu. Kısa süre sonra nedamet getirse de önemli bir gelişmeydi. “Bankacıların bu tarz çıkışlar yapması doğru mu, yanlış mı?” diye de sosyal ve ana akım medyada tartışmalar nedamet açıklamasına kadar devam etti. Uzun yıllar bankacı olarak çalıştım. On senelik müfettişlik ve dört senelik şube müdürlüğüm esnasında, Ak Parti’nin gençlik kollarında yetişmiş, duyarlı ve vatansever bir finansçı olarak 2014 yılından bu yana müellifi olduğum sekiz kitap ve gazetelerde-dergilerde yazdığım binden fazla makalede ekonomi tarafında gördüğüm tüm hata ve eksiklikleri işimden olma pahasına korkmadan ifade ettim.

Zaman zaman çalıştığım kurum tarafından uyarıldım da. Ama beyefendi gibi bir kere özür dilemedim. Çünkü bizim ilk kodlamamızın gerçekleştirildiği ilkokul, ortaokul ve lise sıralarında, zamanın eğitim sistemi ve siyasi görüşü her ne olursa olsun her biri milletinin faydasından başka bir şey düşünmeyen öğretmenlerimiz, hepimizi milletimizin menfaatine olacak aksiyonlarda bulunmayı vatana hizmet sayan ve hiç durmadan, cesurca faydalı fikirler üretecek gençler olarak yetiştirdi. Çok şükür Allah korudu da işe başladığım günden işimden istifa ederek ayrılana kadar ki süreçte yazıp çizdiklerimden ötürü zorluk çeksem de ekmeğimizden olmadan, güzel dostluk ve arkadaşlık ilişkileriyle çok sevdiğim bankacılık mesleğinden onurlu bir şekilde ayrılmak nasip oldu.

Mesajımızı böylece verdikten sonra şimdi dönüp ne olup bittiğini tarihin yanılmaz penceresinden tahlil edip yorumlamaya başlayalım.

Kemal Derviş 13 Mart 2001’de Ecevit tarafından göreve çağrıldığında yıllık TÜFE 3 civarındaydı ve program başlar başlamaz devalüasyonun gecikmeli etkisi fiyatları Mayıs’ta R’ye, yıl sonunda h,5’e, Ocak 2002’de s,1 fırlatmıştı. Ancak Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın kurumsal reformları 2002 sonuna gelindiğinde enflasyonu ),7’ye indirmiş, Derviş’ten bayrağı devralan Ali Babacan ise bu rakamı 2004’te %9,3’e, 2007’de Dışişleri Bakanlığı’na geçerken %8,4’e çekmeyi başarmıştır.

Bu başarının altında yatan ilk etken siyasi iradenin teknokratik çizginin arkasında kararlı biçimde durmasıydı ve Ecevit hükümeti altı ay içinde Meclis’ten on beş adet Derviş Kanunu’nu geçirmiş, Merkez Bankası araç bağımsızlığını kazanmış, BDDK yeniden yapılandırılmış, Şeker’den Telekom’a ve Elektrik Piyasası’na uzanan bir yapısal reform zinciri hayata geçirilmişti.

İkinci etken Derviş’in IMF ve Dünya Bankası nezdindeki itibarını düşük maliyetli bir finansman köprüsüne dönüştürme becerisiydi ve Türkiye bu sayede yaklaşık 25 milyar dolarlık dış kaynağa %3 civarında faizle ulaşmış, Babacan döneminde de bu IMF çapası 2008’e kadar sürdürülmüştü.

Üçüncü etken dış koşulların Türkiye’nin işini kolaylaştıran yönde şekillenmesiydi ve dot-com balonunun Mart 2000’de patlamasıyla yavaşlayan ABD ekonomisine müdahale eden FED, 11 Eylül saldırılarının getirdiği belirsizlikle........

© Milat