Kötülüğü Zirveye Taşımak-1
Yasalar olgulardan önce gelir ve olgular yasalara göre biçimlenir. Doğanın yasaları bedenden, ruhun yasaları zihinden önce biçimlendirilmiştir. Yol ayağa, düşünce zihne, besin mideye, hissediş yüreğe uygun yaratılmıştır. Yöneliş, yönelişin yasalarına göre belirlenir. Yol içgüdüsü keçilerin zihnine işlenmemiş olsa uçurumlar keçiyollarından çok daha fazla yolcu kabul ederdi. Bütün bunlar yasaların içine doğduğumuzu, ona uygun yaşadığımızı/yaşamak zorunda kaldığımızı göstermektedir. Her şeyin bizden önce belirlendiği ortamlara doğar, o ortamlara göre şekillenir, o ortamları teneffüs eder, o ortamlarla ilişki kurar, o ortamlarla ya uyum gösterir veya uyumsuzluk içinde yaşarız. Denilebilir ki her çağ kendi göğünün eseridir. Her eser yazarının ve türünün tazyiklerine göre şekillenir ve her birey içinde yaşadığı toplumun rengini alır.
Meseleyi yönetenler-yönetilenlere getirdiğimizde de durum neredeyse aynıdır. “Nasıl yaşıyorsanız öyle yönetilirsiniz.” cümlesi sadece bir anlamda bireyin topluma, toplumun yönetime aksedişi olarak kurgulanmıştır ve tek boyutlu bir yaklaşımı barındırır. Oysa durum her zaman böyle değildir. İyi bir çocuk zalim bir babayı seçmemiştir ama kurallar baba tarafından belirlenir. Kötü bir mahallede yaşamak zorunda kalan çocuğun çevresini kuşatan kötülük de onun eseri değildir. İnsanlar bazen maruz kalırlar. Zamana maruz kalırlar, mekana, ortamlara, hatta geçmişe maruz kalırlar. Kendilerini ansızın orada, bulundukları yerde bulurlar. Bulundukları yerin, şartların kurallarıyla yaşamak zorunda kalırlar. Üstelik tercih etmek şansları da yoktur ve geriye kalan tek şey mücadele etmektir. Ne kadar zor olursa olsun, zalim bir babanın otoritesiyle baş etmek, mahallenin kötü çocuklarının tazyiklerine meydan okumak, omuzlarınıza bindirilmiş bir yük olarak geçmişten kurtulmaya gayret göstermek, çağınızla ve onun insanı zehirleyen değerleriyle kıyasıya mücadele etme içgüdüsü hep vardır, olmak........
