Islah söylemiyle gelen ifsad: İsrail ve ABD'nin gerçek yüzü
Kur’an insanlık tarihinin değişmeyen zalim tipolojisini asırlar öncesinden tarif etmiştir. Rabbimiz buyurur:
“Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. İyi bilin ki asıl bozguncular onlardır, fakat anlamazlar.” (Bakara 11-12)
Ne kadar sarsıcı bir hakikat… Çünkü zulüm hiçbir zaman kendisini zulüm diye tanıtmaz. İşgal, kendisini güvenlik diye pazarlar. Sömürü, kendisini medeniyet diye sunar. Katliam, kendisini savunma hakkı diye gösterir. İşte çağımızda bunun en çıplak örneği İtö (İsrail terör örgütü) ve tasmasını elinde tuttuğu Amerika'dır.
Bugün İslam coğrafyasının üzerine bombalar yağdıranlar, çocuk cesetlerini enkaz altından çıkaran annelerin feryadını susturanlar, hastaneleri vuranlar, açlığı silah olarak kullananlar utanmadan “kendimizi savunuyoruz” diyor. Evleri başlarına yıkılan mazlumlar terörist ilan edilirken, tanklarla şehir ezenler demokrasi havarisi kesiliyor. Kur’an’ın haber verdiği ifsad düzeni tam da budur.
Firavun da böyle konuşmuştu. Nemrut da böyle konuşmuştu. Tarihin bütün müstekbirleri aynı dili kullandı. Önce yeryüzünü kana buladılar, sonra kendilerini düzen kurucu ilan ettiler. Çünkü zalimin en büyük silahı yalnızca bomba değil, yalandır.
“Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara 205)
Fakat bugün dünyaya yön veren Terörist İsrail ve büyük Şeytan Amerika bozgunculuğu sistem haline getirmiştir. Bir ülkeye demokrasi getireceğiz derler, şehirleri harabeye çevirirler. İnsan hakları derler, milyonları mülteci yaparlar. Barış derler, silah satarlar. Özgürlük derler, kaynakları yağmalarlar.
İtö (İsrail terör örgütü) sadece bir işgal hareketi değildir; o, hakikati ters yüz eden bir zihniyettir. Katili mağdur, mazlumu suçlu gösteren küresel bir propaganda makinesidir. Bebekleri öldürürken dünyaya “terörle mücadele ediyoruz” diye açıklama yapabilen vicdansızlığın adıdır.
Kur’an şöyle buyurur:
“Zalimler nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara 227)
Bu ilahi tehdit, bütün zalim düzenler içindir. Tankına güvenenler, parasına güvenenler, medyasına güvenenler, lobilerine güvenenler bilsin ki Allah’ın mühleti vardır ama ihmali yoktur.
Resûlullah (a.s.) şöyle buyurdu:
“Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyamet günü karanlıklar olacaktır.”
Bugün İslam coğrafyasında yükselen duman yalnızca binaların değil, insanlığın vicdanının yandığını göstermektedir. Sessiz kalan devletler, susan kurumlar, üç maymunu oynayan dünya düzeni de bu zulme ortaktır. Çünkü zulme rıza da zulümdür.
Bir başka hadiste Peygamber Efendimiz (a.s.) şöyle buyurur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Bugün Müslümanların ve vicdan sahibi insanların görevi nettir: Zulmü teşhir etmek, boykotla destek zincirini kırmak, mazlumun yanında saf tutmak, hakikati haykırmak ve dualarla direnişi büyütmektir.
Çünkü tarafsızlık diye bir şey yoktur. Ateş ile su arasında tarafsız kalınmaz. Cellat ile kurban arasında tarafsızlık, celladın yanında durmaktır.
İsrail terör şebekesi ve tasmasını elinde tuttuğu Amerika yeryüzüne kan, gözyaşı, işgal ve ahlaki çürüme getirmiştir. İnsanlığa düşen görev, bunların “ıslah” maskesini yırtıp gerçek yüzlerini ortaya koymaktır.
Unutulmamalıdır ki; zulüm ne kadar büyürse büyüsün, hakikat ondan daha büyüktür. Tank ne kadar güçlü olursa olsun, mazlumun duası ondan daha güçlüdür. Ve gece ne kadar uzun sürerse sürsün, sabah mutlaka doğacaktır.
