Bugün öldürüyor yarın kurtarıyor
Sabah yedi. Çayı koydun, telefonu eline aldın. Niyetin basitti aslında: günün haberlerine şöyle bir göz atmak. Ama daha demlikteki çayın rengini suya vermesine fırsat kalmadan, o sessiz ve masum kahvaltı masası aniden küresel bir tartışmanın tam ortasına düşüyor. Çaydanlıktan incecik bir buhar tütüyor; önce kıvrıla kıvrıla yükseliyor, sonra mutfağın serin havasında dağılıp gidiyor. Oysa telefondan yükselen gürültü dağılmıyor, aksine her saniye biraz daha birikiyor.
Bir haber ajansının bildirimi: "Kırmızı et tüketimi kolon kanseri riskini ciddi oranda artırıyor." Hemen altında, başka bir enstitünün manşeti: "Yetersiz protein alımı hücreleri erken çürütüyor, yaşlanmayı hızlandırıyor." Gözünü biraz daha aşağı kaydırıyorsun. Üçüncü haber: "Kahve, kalbin en kadim dostudur." Dördüncü haber: "Çarpıntı ve krizlerin yegâne tetikleyicisi kahvedir." Beşinci haber: "Günde iki fincan kahve içenler, içmeyenlere göre daha uzun yaşıyor."
Elindeki fincanı masaya bırakıyorsun. Parmakların sıcak porselenin verdiği o bildik huzuru arıyor ama bulamıyor. Daha birinci yudumu alamadın. Ama şimdiden yorgunsun. Hatta suçlusun. Çünkü dün akşam yediğin etli yemeğin kanser yapma ihtimali ile bu sabah içmediğin kahvenin ömrünü kısaltma ihtimali arasında sıkışıp kaldın.
Yıllardır böyle başlıyor günler. Fark şu: Eskiden gazete gelirdi, okur, bir kenara koyardın. Şimdi telefon var ve telefon bekliyor. Sabah beşte, gece yarısı, yemek masasında. Her açışında sana yeni bir gerçek sunuyor. Dünkü gerçeği hatırlatmıyor. Hatırlatsa ne olurdu ki; dünkü gerçek bugün zaten geçersiz.
Hakikatin rüzgârda savrulan yaprağı
Geçmişin tozlu arşivlerine şöyle bir bakalım. Son yirmi yılda yumurta kaç kez aklandı, kaç kez suçlu ilan edildi? Doksanlı yılların tıp bültenleri onu "sessiz katil" diye yaftaladı, sofralardan kovdu. İki binli yılların sonundaki klinik raporlar ise "doğanın en kusursuz yapıtaşı" ilan etti. Tereyağı bir dönem mutfaklardan sürüldü, margarinle taçlandırıldık. Sonra margarinin içindeki trans yağların tereyağından beter olduğu ortaya çıktı. Tereyağı sessizce, sanki hiç "katil" ilan edilmemiş gibi geri döndü. Ne bir özür ne bir düzeltme.
Gluten fırtınası koca bir nesli ekmekten, bulgurdan, börekten korkar hale getirdi. Fırınların önünde "glutensiz" diye kuyruklar oluştu. Yıllar sonra bunun sadece çok dar bir kesimin hassasiyeti olduğu, geri kalanların boşuna korkutulduğu anlaşıldığında........
