menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akışkan zekâ

51 0
09.05.2026

Rüzgârın yönünü değiştirdiği o alacakaranlık vakitlerinde, toprağın altında sessizce ilerleyen köklerin nefesini işitmek her kulağa nasip olmaz. Ağır ağır çatlayan kerpicin genzi yakan tozunda, bir ustanın nasırlı parmaklarından dökülen o kusurlu ama can bulmuş kavislerde asırlık bir hafıza yatar. Yarım asırlık bir ahşap tezgâhın üzerine düşen ikindi güneşi, sadece yontulan ağacı değil; o ağacın gövdesinden kopup havada uçuşan talaş zerrelerinin fısıltısını da aydınlatır.

İnsanoğlu, nizamı ekseriyetle dümdüz çizilmiş yollarda, nefesi kesilmiş, omuzları çökmüş adımlarda arama meylindedir. Hakikatin sarsılmaz gövdesinin tek bir yere çakılıp kalmak olduğu sanılır. Oysa ışık, düştüğü yeri belirgin kılarken etrafındaki gölgelerin kuytuluğunu da büyütür.

Sadakati sadece bir masada otuz yıl kımıldamadan durmak zannedenlerin karşısında; gözlerinde uzak iklimlerin fırtınasını taşıyarak o masanın kesildiği ağacın toprağını aramaya çıkanlar da vardır. Çizginin dışına çıkmayı zihnin ziyanı olarak gören kireçlenmiş yargılara inat, o katı hükümleri kâğıda döken mürekkebin asıl cevherini yeraltında inatla kazanlar, toprağın asıl sahipleridir.

Lügatlerin ücra köşelerinde sessizce bekleyen seyyal idrak, tam olarak bu eşikte durur.

Zamanın katı ezberlerine sığmayan, karşılaştığı her engelin etrafından süzülerek kendine yeni yataklar açabilme kudreti taşıyan bu derin kavrayışa, aslında akışkan zekâ demek en doğrusudur. Bu hâl, bir yerde duramama telaşı veya odak kaybı değildir; hakikatin her zerresini başka bir vadide, başka bir renkte ve çizgide arama sancısıdır. Donmuş kalıplara dökülemeyen, döküldüğünde o kabı çatlatan, sızdığı her yeni toprağın şeklini alırken kendi özünden zerre taviz vermeyen ağır bir kütledir.

Birbiriyle konuşan nehirlerin o sessiz yatağına inelim. Bir demircinin kızgın örse vuruşundaki ritimle, dağa yaslanan bir bulutun kavisi arasındaki o görünmez akrabalığı sezebilmek, dümdüz bakanların harcı değildir. O nehrin akışını anlamayanlar, yeryüzünün coşkun sularını kendi dar ve sığ kanallarına dökmeye çalışırlar.

Bu idrak kuraklığının çöktüğü yerlerde daima aşılmaz duvarlar yükselir. Sisli adanın o asırlık salonlarında, toprağın sesine safeleşip kendi yankısına meftun olan yapıların, dipten gelen o sessiz itiraz dalgasıyla nasıl sarsıldığına şahit oluyoruz. Sadece unvanlara, rakamlara ve vadesi dolmuş şablonlara tutunanlar, sokağın o........

© Milat